Kategori arşivi: EKYS Sınavı

Değerler Eğitimi

Yaman (2014) değer ve değerler eğitimi kavramlarını; “Değer, insanı değerli kılan, sahip olduğu üstün nitelikler ve sahip olduğu donanımlarıdır. Sahip olunan değerler bireyin gelecekte kişiliğini, bakış açısını, davranışlarını, hatta hayatını belirleyecek etkenler olduğu için, bireyin belli başlı değerlerin farkına varması, yeni değerler benimsemesi; bütün bu değerleri kişiliğinin temel taşları haline getirerek davranışa dönüştürmesi gerekir. Neredeyse hayat boyu devam eden bu kazanma/kazandırma süreçlerine “değerler eğitimi” denilmektedir şeklinde açıklar.

Modern toplum, özellikler bilim ve teknoloji alanında yaratıcılığı cesaretlendirmekle birlikte bu yaratıcılığın ahlâkî anlamlarıyla ilgili uzun vadede bir karşılık sağlayamıyor. Günümüzde okul eğitiminin “olgun insan” yetiştirme gibi bir hedefi yoktur; okul eğitimi insan karakterini yüceltecek değerlerden yoksun, bilgi depolama ve aktarma işlevi ile kendisini sınırlandırmıştır. Bilgi ve yaşam araçlarının çoğalmasına karşılık değerler alanının daralması ya da zayıflaması bireysel ve toplumsal pek çok sorunu da beraberinde getirir. Anomi, yabancılaşma, yaşamdan haz almama, köksüzlük, değer patolojisi, varoluş bunalımı, manevî açlık, başarı nevrozları, amaçsızlık gibi bilimsel kavramlar bu durumun bireylerin psikolojisinde meydana getirdiği sonuçları anlamada yeterli bir fikir verir. Bunun sosyal karşılıkları ise; güç ve tahakküme dayalı bir dünya görüşü bağlamında şiddet ve cinsellik kültürünün öne çıkması, bölgeler arası dengesizlik ve yetersiz beslenme, çevre kirlenmesi, aile kurumunun zayıflaması, cinsel sapmalar; sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı, terör ve savaş, yüksek intihar oranları, paraya tapınma, medde bağımlılığı gibi göstergeler olarak karşımıza çıkar. bütün bunlar, gelecekte toplumda etkin görev ve sorumluluklar yüklenecek yeni neslin yaratıcı güçlerinin önce kendi bireysel olgunlaşmalarına ve buna bağlı olarak da toplumda “haz ve menfaat ahlâkı” yerine “erdem ahlâkının” yaygınlık kazanmasına imkân verecek bir anlayışla eğitilip, yönlendirilmesinin önemini ortaya koyar (Hökelekli, 2013: 276-277).

Hökelekli (2013)’ye göre, İnsan eğitiminde bilgi kadar ve hatta ondan daha fazla önem taşıyan husus iyi bir ahlâkî karakterin kazandırılmasıdır. Bunun yolu da çocuk ve gençlere bazı temel değerlerin öğretilmesidir. Değerler, bireylerin davranışlarını yöneten güçlü inanç ve tutumlardır. Toplumun ruh sağlığı ve bütünlüğü, herkesin aşağı yukarı uzlaşmaya vardığı insanî/manevî ve ahlâkî değerlerin yeni nesillere sistemli ve kalıcı yöntemlerle aktarılması ve onların bu değerleri davranışa dönüştürebilmeleri ile yakından ilişkilidir.

Değerler eğitiminde başarılı olabilmek için öncelikle, uygun değerleri oluşturmak ve bu değerleri davranış haline getirmenin yollarını aramak gerekir. Değerleri özellikle çocuklara ve gençlere benimsetmenin ve özümsetmenin yolu, sözlü uyarılardan daha çok, söz konusu değerleri yaşamakla ve örnek olmakla mümkündür. Ebeveynler, eğitici ve yöneticiler, bu noktada örnek modeller olabilirlerse, değerler eğitimi süreci doğal mecrasında daha hızlı ilerler (Yaman, 2014: 18).

Eğitim programı, bir ülkenin millî eğitim politikasını uygulamaya döken süreçleri kapsayan etkinlikler bütünüdür. Öğretim programı ise eğitimin belli kademelerinde öğrenilmesi gereken ders konularım planlı olarak içeren bir alt sistemdir. Öğretim programım, ders programı, ünite programı ve en son halka olarak da konu planı takip eder. Bu durumu suya düşen bir damlaya benzetebiliriz. Suya düşen ilk damla konu planı olurken halka halka eğitim programına doğru işleyiş devam eder. Bu manevra alanında öğretmenlerin sorumluluğu, sadece konu, ünite ya da dersin amaçlan ile sınırlı değildir. Öğretim programı eğitimin yakın amaçlarına işaret ederken, eğitim programı uzak amaçları kapsayan genel bir yapıya sahiptir. Uzak amaçlar toplumun değerlerim, ideallerim oluşturur. Değerler eğitiminin dayanak noktası da uzak amaçlardır. Kaynaklarda kabul görmüş olan “uzak amaçlar” ifadesi değerler eğitimindeki zafiyeti açıkça ortaya koymaktadır. Uzak amaçlar derken adeta ulaşılma gereği uzağa konulan, önceliği ifade etmeyen bir kavram olarak anlaşılmaktadır. Oysaki eğitimde ulaşılmak istenen asıl nokta uzak amaçlardır (Aydın ve Akyol Gürler, 2014: 51).

Eğitim programlarında değerlerin nasıl kazandırılacağının açık ve net olarak belirtilmemiş olması, okulda değer eğitiminin gerçekleşmediği anlamına gelmemelidir. Aslında öğretmenlerin sınıfta ve okulda oluşturdukları kültür neye önem verip vermedikleri, neyi iyi ya da kötü olarak algıladıkları, öğrenciler için örtük olarak değer eğitimini oluşturmaktadır. Ancak, bu eğitimin formal eğitimin bir parçası olarak, planlı öğrenme yaşantılarıyla kazandırılması da gerekmektedir. (Doğanay, 2011: 227) Değerler eğitimi sırasında karşılaşılan sorunları en aza indirmek için ilk yapılacak olan şey, etkili bir değerler eğitimi programının hazırlanmasıdır (Yazıcı, 2006: 512; akt. Aydın ve Akyol Gürler, 2014: 52).

Son yıllarda ülkemizde özellikle özel okullarda, karakter eğitimi, değerler eğitimi çalışmaları yapılmaktadır. Bu çerçevede, bazı okullarda bu çalışmalara, anne babaların da katılımını sağlamak amacıyla veli toplantıları ve seminerleri yapılmaktadır, öğrencilere yönelik yapılan çalışmalarda; okulda her ay için bir değer belirlenmekte ve o ay içinde bu değer işlenmektedir. Bazen ayın değerini yaşama biçimi ya da mesleği ile temsil edebilecek ünlü konuklar davet edilerek sınıf seviyelerine göre sohbet toplantıları düzenlenmektedir. Her sabah hazırlanma saati olarak adlandırılan on dakikalık sürede sınıf öğretmenleri, sınıflarında o ayın değeri hakkında sorular sorarak öğrencilerin düşünüp tartışmalarına ortam hazırlamaktadır. Yaparak, yaşayarak öğrenmenin etkisi düşünülerek öğrencilerin drama yoluyla değerleri özümsemeleri sağlanmaya çalışılmaktadır.  Ayın değeri ile ilgili kısa hikâyelerin okunması, resim yapmaları, komposizyon yazmaları sağlanmaktadır. Ayın değeri ile ilgili duvar gazeteleri çıkarılmaktadır. Öğretim yılı başında veya her ay başında öğretmenler toplantı yapıp programla ilgili uygulama önerileri alınmaktadır (Aydın ve Akyol Gürler, 2014: 52-53)

Yurt dışında değeri öğretmek için kişilik eğitimi adı altında zorunlu eğitim döneminin başında, yani anasınıfından başlanarak, sistemli bir program dahilinde devam edecek şekilde geliştirilmiş pek çok program uygulanmaktadır (Aydın ve Akyol Gürler, 2014: 53).

Uluslararası alan yazında değerler eğitimi, karakter eğitimi, toplumsal eğitim, vatandaşlık eğitimi ve ahlaki eğitim gibi farklı temalar içinde ele alınmaktadır. Değerler eğitimi ile sosyal, siyasal, kültürel ve estetik değerlerin öğretimi kastedilmektedir (Veugelers & Vedder, 2003). Alan yazında değerler ve değerler eğitimi konusunda öğretmen görüşlerine başvurulan araştırmalar ağırlıklı olarak öğretmenlerin değer tercihleri ile değerlerin öğretimi ve karşılaşılan sorunlar ile ilgili konulardan oluşmaktadır (Coombs-Richardson & Tolson 2005; Sarı 2005; Tay 2009; Thornberg 2008; Veugelers 2000; Willemse, Veugelers, Lunenberg & Korthagen, 2005; Yıldırım, 2009). Diğer çalışmalardan farklı olarak Yıldırım (2009) çalışmasında sınıf öğretmenlerinin değer kavramına ilişkin tanımlamalarına da yer vermektedir (F. A. Balcı ve Yanpar Yelken, 2010)

Toplumsal bütünlük ve huzurun sürdürülebilmesi, ancak değerlerin yeni nesillere aktarılması ile mümkündür. Değerlerden arınmış bir eğitim anlayışı düşünülemez. Bu nedenle, eğitimin hedeflerinden biri de toplumun ortak değerlerini yeni yetişen nesillere aktarmak ve öğretmektir. Toplumsal yaşamda değişen değerlerin yerine uygun olan yeni değerler koyarak değerlerini davranış haline getiren bireyler yetiştirmektir. Çocukların ve gençlerin iyi insan, iyi vatandaş; kendi kendisiyle ve çevresiyle barışık ve uyumlu bireyler olarak yetişmelerine yardımcı olmaktır (Hökelekli, 2010:7; akt.Turan ve Ulusoy, 2014: 7).

Kızıler (2014)’e göre, Ahlakî değerler ile kişilik arasında bir ilişkinin olduğu muhakkaktır. İnsan hangi durumda nasıl davranması gerektiğini içinde yaşadığı toplumun ya yetişkin fertlerinden ya da arkadaşlarından öğrenir. Sonra da öğrendiği bu değerleri kendinden küçüklere öğretir. Bu da değerlerin her şeyden önce bir eğitim meselesi olduğunu gösterir. Ancak değerler eğitimi, okullarda veya okul benzeri kurumlarda verilen derslerden ibaret değildir.

Değerler eğitimi açısından toplumun bütününü bir okul, her ferdi de bu okulun hem öğretmeni hem de öğrencisi kabul etmek gerekir. Bu durum, değerlerin yaşantı haline dönüştürülmesi açısından son derece önemlidir. Zira toplumun her ferdinin ahlakî değerler konusunda yerine göre öğretmen ve öğrenci hassasiyeti göstermediği bir toplumda, okulda verilecek değerler eğitiminden beklenen sonucun alınması mümkün olmamaktadır (Kızıler, 2014: 15).

Her ne kadar değerler ve değerler eğitimi kavramları ile ilgili araştırmalar geçmişi ve birikimi 1920’lere kadar gidebilen Batı’lı kaynaklar üzerinde yoğunlaşsa da binlerce yıllık geçmişimizde bu kavramların çok ayrıntılı olarak işlendiği görülmektedir. Nitekim tarihimizde sayılamayacak kadar çok olan alimlerin hemen hepsi ilmin fazileti, öğretme ve öğrenme adabı gibi konuları eğitim ve öğretimin bir arada sürdürüldüğü son derece hikmetli akademik kaynaklar da ortaya koymuşlardır. Hatta devlet büyükleri için hususî eserler kaleme alarak devlet adamlarını dahi yönetme adabı, ahlak ve bilgi yönünden beslemişlerdir.

İşte bu büyük alimlerden biri olan İmam Gazalî 11. yüzyılda özellikle İhyâ-u Ulûmi’d-dîn isimli eserinde doğumdan ölüme ve yaşamın her alanında dikkat  edilecek ve öğrenilecek fazilet, erdem ve değerlerin yanı sıra bugün batı kaynaklarının değer kavramı olarak sadece birkaçının üzerinde yeni yeni durmaya başladığı “tevbe (kötü alışkanlıklardan sakınma), sabır, şükür (kanaatkârlık), reca (ümid), havf (sakınarak, sevgiden ve saygıdan gelen korku), fakr, zühd, tevekkül (…sorumluluk), muhabbet (sevgi), şevk (bilmeye duyulan istek, ilim edinme ve Allah’ı tanıma arzusu), ünsiyet (dostluk, arkadaşlık), rıza, niyet, ihlas, sadakat, murâbata (bağlılık), tefekkür gibi değerleri “ilmî” olarak açıklamakla birlikte bu değerlerin zıttı olan ve “insanı değersizleştiren” kavramları da açıklamış ve tarihimizde değerler eğitiminin en güzel örneklerinden birini ortaya koymuştur ki bu eser günümüzde halen bir başvuru kaynağı, bir başeser olma özelliğini devam ettirmektedir.

Medeniyetimizin büyük alimlerden ve sûfîlerinden olan Ebu’n-necib Abdurrahman b. Nazır b. Abdullah Sühreverdi de 12. yüzyılda kaleme aldığı Nehcu’s-sülûk fî siyaseti’l mülûk (Yönetenlerin Yönetimi) isimli eserinde İslâm’da siyaset, devlet idaresi ve siyaset adabını değerler ışığında ele alarak devlet yöneticilerine tavsiyelerde bulunmuş hatta Yavuz Sultan Selim’den Birinci Abdulhamid Han’a kadar birçok devlet yöneticimiz bu esere son derece kıymet vererek istifade etmişlerdir. Sühreverdî bu eserinde değerlerin inşasıyla kazanılan edebin iki temele dayandığını, bunlardan birisinin ilîm diğerinin ise değerlerin zıttı olan davranışlardan yani nefsî istek ve davranışlardan kaçınmak olduğunu belirterek eğitim ve öğretim kavramını birlikte ele almış ve değerler eğitiminin bir devlet yöneticisi için dahi gerekli olduğunu ortaya koymuştur.

Makalenin tamamını okumak için aşağıdaki kaynak yazısına tıklayınız.

Eğitim ve Öğretimde Etik

Çelik, “Eğitimsel Liderlik” adlı eserinde okul yöneticisinin etiksel liderlik rolünü oynamaya çalışırken üç farklı sorumluluğu yerine getirmek zorunda olduğunu ileri sürmektedir. Bunlar aşağıda sıralanmış ve kısaca açıklanmıştır.

Kendine karşı sorumluluk

Okul yöneticisi, kişisel olarak bir takım etik ilkeler ve kurallar geliştirmek ve bu kurallara uymak zorundadır. Bu liderlik biçiminde ilkeli hareket etmek, büyük önem taşır. Okul yöneticisinin etik liderlik davranışını gösterirken yaşayabileceği önemli sorunlardan biri, kişisel olarak etik kurallara uymama sorunudur. Etik kuralları sadece ifade etmek ya da yorumlamak yeterli değildir, aynı zamanda bu kuralların yaşanması gerekir. Bir okul yöneticisi bütün öğretmenlerin zamanında okula gelmesini ve derslere girmesini isteyebilir. Ancak kendisi bir saat sonra okula geliyorsa, çok önemli bir etik kuralını çiğniyor demektir.

Etik kurallara uymada kişisel sorumluluğun yerine getirilmesi, astlardan çok yöneticileri birinci derecede ilgilendirmektedir. Çünkü üstün yapmış olduğu hata, astlar tarafından meşrulaştırılabilir. Okul yöneticisinin öncelikle etik kuralları içselleştirmesi gerekir.

Örgütsel sorumluluk

Okul yöneticisinin etik ilkeleri içselleştirmesi, kendi kişiliğiyle ilgilidir. Ancak okulun çalışma ahlakıyla ilgili kuralların öğretmenlere açıklanması ve anlaşılmayan kuralların yorumlanması, okul yöneticisinin örgütsel sorumluluğunu yansıtır. Okul yöneticisinin etik açısından örgütsel sorumluluğu iki grupta incelenebilir: Bunlardan birincisi, eğitimle ilgili mevzuatın öğretmenlere ve öğrencilere açıklanmasıdır. Eğitimle ilgili okul toplumunu ilgilendiren yasa ve yönetmelikler, okul yöneticisi tarafından net bir şekilde ortaya konmalıdır. İkincisi ise, okulun ürettiği kültüre ilişkin olarak geliştirilen kurallardır. Okul yöneticisi okul kültürünü öğretmen ve yöneticilere açıklayarak örgütsel etiğin kurumsallaşmasını sağlayabilir.

Toplumsal sorumluluk

Okul yöneticisinin bir etiksel lider olarak toplumsal sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir. Bu sorumluluk, çevrenin okul yöneticisinden beklediği etiksel davranışlarla yakından ilgilidir. Okul yöneticisi, kişisel ve örgütsel düzeyde benimsediği etik ilkeleri, okulun çevresine tanıtmalıdır. Başta öğrenci velileri olmak üzere, çevrenin birçok sivil toplum kuruluşları, okulun nasıl bir iş ahlakına sahip olduğunu bildikleri zaman, okula yönelik bakış açıları netlik kazanacaktır. Okul yöneticisi okul ortamında olduğu kadar, okulun dışında da tutarlı bir etiksel liderlik davranışı sergilemek zorundadır. Çünkü toplum, öğretmenden beklediğinden daha fazlasını okul yöneticisinden beklemektedir. Aynı toplumsal çevre, okul yöneticisinin toplumun ahlaki kurallara göre hareket etmesini istemektedir. Bu durumda okul yöneticisi, çok hassas bir denge kurmak zorundadır. Okul yöneticisi, bir taraftan kendi etik ilkeleri, bir taraftan okulun etik ilkeleri ve diğer taraftan toplumun etik ilkeleri arasında bir denge kurmaya çalışmalıdır. Okulun örgütsel etiğinin tamamen çevreye taşınması sorun oluşturabileceği gibi, toplumun etik ilkelerini olduğu gibi okula taşımakta da sorun oluşturabilir.

Sonuç olarak; okul müdürleri öğrenciler, öğretmenler, okul çalışanları, bu kişilerin aileleri, okul ile işbirliği içinde olan birçok kurum ve kuruluş gibi geniş bir gruba davranışlarıyla örnek olmaktadır. Hem kişisel yaşantılarında, hem de iş yaşantılarında etik ilkelere uygun davranan okul müdürleri hem etik bir okul hem de etik bir toplum için üstlerine düşen görevi yerine getirmiş olacaklardır.

Okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve çevre ile ilgili birçok yönetsel karar vermek zorundadırlar. Karar vermede etiğe uygun davranmaya çalışsalar dahi, etik ikilemleri çözümlemede oldukça zorlandıkları anların olması mümkündür. Kidder’in tanımladığı gibi “etik ikilem” sadece doğruyla yanlış arasında seçim yapmak değil, aynı zamanda iki doğru arasında da seçim yapmaktır. Rüşvetin, ahlaktan bir sapma olabileceği bilinir. Örneğin; kıt kaynakların çok başarılı bir müfredat için mi? yoksa okuldan öğrencilerin kayıtlarının silinmesini engelleme programına mı harcanacağına karar verme, bir ikilem oluşturur. İkilemler, sıkıca bağlanılan değerlerin çatışması sonucunda ortaya çıkar. Hem öğretmen özerkliğine, hem de öğrenci başarısına değer veren bir müdür, öğretmen beklentilerini azaltacak bir politikayı harekete geçirmek isteyince, bir ikilemle karşılaşacaktır. Bu tür çatışmanın çok sık ortaya çıkması, müdürlerin çoğunlukla rekabetçi değer ve menfaatleri olan çok sayıda kişiye karşı sorumlulukları olan, kamu görevlileri olmalarındandır.

Kaynak:

Okul Yöneticiliği Sınavı

Erol Barut’un 2007 yılında yazdığı, tam da bugünü ilgilendiren yüksek lisans tezinden kimi kesitleri, okul yöneticisi sınavlarına girecek yönetici adaylarımızla paylaşmak istiyorum. Oldukça dikkat çekici bir araştırma olduğunu düşünüyorum. Makalenin ismi: “İlköğretim Okullarına Sınavla Atanan Yöneticilerle, Sınavsız Atanan Yöneticilerin Yönetim Süreçlerine İlişkin Yeterliklerinin Değerlendirilmesi” Tam halini buradan okuyabilirsiniz.

Makalenin özeti:

Sakarya il merkezindeki ilköğretim okullarında çalışan, yöneticisi merkezi bir seçme sınavı sonucuna göre atanan 194 öğretmen ve yöneticisi sınavsız atanan 233 öğretmenin yöneticileri ile ilgili görüşleri alınarak yapılan bu araştırma, “Okul yöneticilerinin atanma biçimlerinin yönetim süreçlerine etkisini” belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada veriler, ilgili literatür taraması yapıldıktan ve uzman görüşü alındıktan sonra oluşturulan; “İlköğretim Okulu Yöneticilerinin Yönetim Süreçlerine Uyabilme Yeterlikleri ” anketi kullanılarak toplanmıştır.

Araştırma sonunda yöneticilerin yönetim süreçlerine ilişkin, yöneticisi sınavla atanan öğretmenlerin görüşleri ile yöneticisi sınavsız atanan öğretmenlerin görüşleri arasında tüm süreçlerde anlamlı farkın olduğu görülmüştür. Yöneticisi sınavla atanan öğretmenlerin yöneticilerini, yönetim süreçlerinin tümünde daha yeterli buldukları belirlenmiştir. Yöneticilerin yönetim süreçlerine ilişkin öğretmen görüşleri arasında, eğitim durumu ve cinsiyet değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Yalnızca iletişim boyutunda, kıdem değişkenine göre farklılık saptanmıştır.

Öğretmenlerin yöneticilerde en çok, “yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim alma” niteliğini görmek istedikleri belirlenmiştir. Öğretmenlerin yönetici seçme sürecinde dikkate alınması gereken nitelikleri önem sırasına göre; yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim almış olma, kıdem, yönetim alanında hizmet içi eğitim almış olma, yönetici seçme sınavında başarılı olma şeklinde ifade ettikleri, mülakat-takdir puanı ve geçmiş yıllardaki sicil ortalamalarının süreçte çok fazla etkili olmasını istemedikleri belirlenmiştir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Ankette, öğretmenlere yöneticilerinin atanma şekli ile ilgili bir soru sorulmamış, sadece yöneticilerinin yönetim süreçlerini değerlendirmeleri istenmiştir. Bir başka deyişle, yöneticilerin sınavlı ya da sınavsız atanma değişkenini sadece araştırmacı değerlendirmiştir. Bu durumun, aşağıdaki sonuçların güvenirliğinin artmasını sağladığı ifade edilebilir.

Araştırma bulgularına göre;

Sınavla atanan yöneticiler, karar verme süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Karar verme, bir sorunun çözümüne ilişkin çözüm yollarından en uygun olanının seçilmesi sürecidir. Bu sürecin bilimsel bir tutumla gerçekleştirilmesinin, karar verme pozisyonunda olan kişilerin süreçteki başarısını arttıracağı söylenebilir. Sınavla göreve getirilen yöneticilerin, sınava hazırlık sürecinde kazandıkları bilimsel tutum geliştirme özelliklerini, yöneticilik görevlerinde de devam ettirdikleri sonucuna varılabilir.

Sınavla atanan yöneticiler, planlama süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır.

Sınavla atanan yöneticiler, örgütleme süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Örgütleme, örgütün amacının gerçekleştirilmesine yönelik dinamik bir yapının kurulmasını ifade etmektedir. Örgütleme faaliyetleri, eğitsel amaçlara ulaşma açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, yöneticileri sınavla atamanın, amaçlara ulaşma açısından daha olumlu sonuç vereceği sonucuna varılabilir.

Sınavla atanan yöneticiler, iletişim süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Bursalıoğlu, okul içindeki ve dışındaki iletişim çember ve akımlarına yabancı kalan yöneticilerin, iletişimden önce ve sonra gelen diğer yönetim süreçlerini gerçekleştirmekte ya zorluk çekeceğini ya da başarısızlığa uğrayacağını ifade etmektedir. Bu araştırma sonuçları da, iletişim yeterlikleri daha zayıf görülen sınavsız atanan yöneticilerin, diğer tüm süreçlerde de sınavla atanan yöneticilere göre daha başarısız olduklarını ortaya koymuştur. Bu nedenle, Bursalıoğlu’nun bu konudaki görüşünün doğrulandığı belirtilebilir.

Öğretmen görüşlerinin kıdem değişkenine göre incelenmesi sonucunda yöneticilerin iletişim becerileri ile ilgili olarak; 11-15 yıl arası kıdeme sahip öğretmenlerin, 0-5 yıl arası kıdeme sahip öğretmenlere ve 16-20 yıl kıdeme sahip öğretmenlere oranla, yöneticilerin iletişim becerilerini daha düşük düzeyde gördükleri belirlenmiştir.

Sınavla atanan yöneticiler, eşgüdüm süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Bursalıoğlu, yönetim süreçlerinin birbirine bağımlı ve eşgüdümlü olarak oluştuklarını ifade eder. Bu araştırmada sonucunda, sınavla atanan yöneticilerin sınavsız atanan yöneticilere göre tüm süreçlerde daha başarılı bulunduğu görülmüştür. Bu sonuca göre, Bursalıoğlu’nun yönetim süreçlerinin birbirine bağlı olduğu görüşünün doğrulandığı ifade edilebilir.

Sınavla atanan yöneticiler, etki süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Ancak yöneticilerin etki süreci yeterlikleri ile ilgili görüşlerin, diğer süreçlere göre daha düşük düzeyde kaldığı görülmüştür. Bursalıoğlu, karar sürecine katılmayı, etkinin iç yolları arasında saymaktadır. Bu araştırmada, karar verme sürecindeki “karardan etkilenecek olanları karara katma” sorusunda görülen düşük yeterlik düzeyi ile etki sürecindeki düşük yeterlik düzeyi paralellik arz etmiştir. Bu nedenle, Bursalıoğlu’nun bu konudaki ifadesinin doğrulandığı söylenebilir.

Sınavla atanan yöneticiler, değerlendirme süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Aydın, değerlendirme sürecinin, amaçları gerçekleştirmek için daha iyi kararlar ve planlar gerektirebileceğini ifade eder. Bu durum da, “gerektiğinde planlarda değişiklik yapmak” ve karar sürecinin iyi işletilmesi ile doğrudan ilgilidir. Araştırmada değerlendirme yeterliği daha yüksek bulunan sınavla atanan yöneticilerin, karar sürecindeki yeterlikleri ile, “gerektiğinde planlarında değişiklik yapma” davranışını gösterme düzeyleri de yüksek bulunmuştur. Bu sonucun, Aydın’ın ifadesi ile paralellik arz ettiği sonucuna varılabilir.

Araştırma sonucunda genel olarak yöneticilerin; “kararlardan etkilenecek olanlara kararlara katılma olanağı verme”, “görev ve sorumlulukları herkesin görebileceği bir yerde ilan etme”, “personel arasındaki çatışmaları okulun verimini arttıracak şekilde çözümleme”, “öğretmenlerin birbirlerinin faaliyetlerinden haberdar olmalarını sağlama”, “yetkilerini öne sürmek yerine, isteklendirme ve özendirme yöntemlerini kullanma”, “personelinin okula bağlılığını arttıracak etkinlikler düzenleme”, “ödül ve ceza sistemlerini personelin moralini yükseltecek biçimde uygulama”, “öğretmenlerin öğretim materyallerini kullanma becerilerini değerlendirme” davranışlarını gerçekleştirme düzeylerinin, diğer maddelere göre daha düşük düzeyde görüldüğü ortaya koyulmuştur. Bu eksikliklerin tam olarak giderilmesi, yönetim alanında derin bir ihtisas yapılmasıyla mümkün olabilir. Bu sonuç da, yönetimin ayrı bir ihtisas alanı olduğunu söyleyenlerin görüşünü güçlendirmektedir. Anketin üçüncü bölümündeki sonuçlar da bu görüşü desteklemektedir.

Yönetici Seçme Sürecine ilişkin öğretmen görüşlerine göre;

Yöneticilerde aranması gereken en önemli niteliğin “yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim almış olma” olması gerektiği, Yönetici seçme sürecinde aranacak niteliklerin önem sırasının;

  1. Yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim görmüş olma,
  2. Kıdem,
  3. Yönetim alanında hizmet içi eğitim almış olma,
  4. Yönetici seçme sınavında başarılı olma şeklinde olması gerektiği, mülakat-takdir puanı ve geçmiş sicil ortalamalarına çok fazla önem verilmemesi gerektiği belirlenmiştir.

Öğretmenlerin, sınavla atanan yöneticileri daha başarılı buldukları ve mülakat-takdir puanının yönetici seçim sürecinde etkisinin azaltılması gerektiğini ifade ettikleri görülmüştür. Bu sonuçlara göre öğretmenlerin, yönetici seçim sürecinin nesnel kriterlere dayanan bir süreç olmasını istedikleri belirtilebilir. Yöneticilerin nesnel kriterlere göre atanmasının, yöneticilerin yönetim süreçlerindeki başarı düzeylerini yükselttiği ve öğretmenleri etkileme düzeylerini arttırdığı görülmüştür. Ayrıca, yönetici adayları arasından nesnel bir süreç sonrasında başarısıyla öne çıkarak göreve gelen yöneticilerin, yaptıkları iş ve bulundukları konumu daha fazla önemseyecekleri ve yönetsel eylemlerinde daha hassas olacakları da söylenebilir. Öğretmenlerin, yöneticilerde görmek istedikleri en önemli niteliği, “yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim almış olma” olarak belirtmeleri, artık yöneticiliğin öğretmenler tarafından da bir meslek ve ihtisas alanı olarak algılandığını şeklinde değerlendirilebilir.

EKYS Sınavı Ne Zaman? ve EKYS Çıkacak Konular

Epeydir Okul müdürleri meselesi Milli Eğitim Bakanlığının masasında bulunmaktaydı. Gün geçtikçe okul yöneticiliği meselesine dair MEB’in yaklaşımı belirginleşmeye başlıyor. Okul yöneticilerine belirli eğitimlerin verilmesi gerektiği tartışılmıştı son zamanlarda okul yöneticiliğinin apayrı bir meslek alanı olması tartışılıyordu. Sonunda okul yöneticiliği meselesine dair yol haritası belirlenmiş oldu.

Milli Eğitim Bakanlığıyla ÖSYM arasında imzalanan anlaşmaya göre okul müdürleri ve yardımcıları için düzenlenecek sınav üzerinde mutabakat kuruldu. Yeni dönemde okul yöneticilerine uygulanacak sınavın adı netleşti. Sınavın adı: Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumlarına Yönetici Seçme Sınavı. kısa ismiyle EKYS sınavı. Sınava ilişkin detaylar hazırlanacak kılavuzla yöneticilere ilan edilecek

EKYS SINAVI NE ZAMAN?

Ekys sınavı başvuru tarihleri: 28 Şubat 2019 ve 11 Mart 2019 arası.
Ekys sınav ücreti yatırma: 28 Şubat 2019 ve 12 Mart 2019 arası.
Ekys giriş belgesi edinme: 15 Nisan 2019 ve 21 Nisan 2019 arası.
Ekys Sınav tarihi: 21 Nisan 2019 Saat:10.00
Ekys sonuç ilanı: İleri bir tarihte netleştirilecektir.

EKYS SINAVINDA ÇIKACAK KONULAR

Sınavda 80 soruluk test yapılacaktır.  Bu sınavda çıkacak konular ve yüzdeleri şöyledir:
Genel Kültür- Genel Yetenek: %35
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi: %10
Değerler Eğitimi: %5
Eğitim ve Öğretimde Etik: %5
Eğitim Bilimleri: %35

Sınavda çıkıp çıkmayacağı net olmamakla birlikte, yöneticiliğe dair bilinmesi gereken diğer konular ise:

Yöneticilik meselesine dair bilgilerin sınanması muhtemel bu sınavda yöneticilerin “Yönetici ve Girişimci Arasındaki Farklar bilinmesinde yarar vardır. Yine yöneticilikle bağıntılı olan Liderlik kavramı oldukça önemli bir kavramdır. “Yöneticilik ve Liderlik ve ayrıca Liderlik Yaklaşımları üzerinde durulması gereken konulardandır. Yöneticiliğin dışında EKYS sınavında çıkması beklenen konulardan bir tanesi de Stratejik Yönetim  konusudur.

Yönetim kuramları, yöneticilerin bilmesi gereken önemli teorik bilgilerdir. Dolayısıyla yönetimin ilk kuruluş yıllarındaki durumunu bilmekte fayda var. Bu açıdan Klasik Yönetim Kuramları ve Klasik dönemin alt kuramı olan Frederick W.Taylor’un Bilimsel Yönetim Kuramı ve H. Fayol’un Yönetim Kuramı ve Liderlik konusuna göz gezdirmekte fayda var.

Yönetim belirli süreçlerden oluşmaktadır. Okullar, bu süreçlere göre yönetilmelidir. Dolayısıyla EKYS sınavında çıkması muhtemel konulardan bir tanesi de Yönetim Süreçleri’dir.

Okula ilk defa atanan bir yöneticinin bilmesi gereken bilgileri: “Okulun Örgüt Yapısının Oluşturulması”  adlı yazımızdan okuyabilirsiniz. Yine okullarda sıklıkla karşılaşılan kriz durumları için Kriz Yönetimi Nedir?” adlı yazımızı ve öğretmenlerimizin performansları hakkında ölçümler yapabilmek ve onları değerlendirebilmek için “Performans Yönetimi” adlı yazıyı okuyabilirsiniz.

Son olarak da Performans Değerlendirme Yöntemlerine göre öğretmen değerlendirmelerini daha sistemli bir şekilde yapabilirsiniz.

EKYS sınavı ders notları için “Tüm İçerikler” adlı köşemizi okuyabilirsiniz.

EgitimYonetimi.org olarak yeni süreçte EKYS sınavında dair yoğun bir tempo içerisine gireceğiz. Önümüzdeki süreçte Ekys sınavı hakkında çok detaylı bilgiler sunacağız. Sitemizi takip etmeyi ve çok değerli yorumlarınızı alt kısımdan bize ulaştırmayı unutmayınız.