Türk Eğitim Tarihi ve Öğretmen Yetiştirme

EKYS Sınavı • 7 ay önce

Osmanlı Döneminde Öğretmen Yetiştirme

Osmanlı döneminde Batılılaşma öncesindeki eğitim kurumları sıbyan mektepleri ve medreselerdir. Anaokullarını da kapsamında bulundurarak ilkokul düzeyinde eğitim veren ve öğrenim süresi dört yıl olan sıbyan mekteplerinde öğretmenlik yapanlar “muallim” olarak adlandırılmaktadır (Baltacı, 1980: 14). Muallimler genellikle medrese eğitimi almış kişilerdir (Antel, 1940: 1; Öztürk, 2007: 1).

Fatih Sultan Mehmet döneminde, medrese teşkilatı kurulurken Eyüp ve Ayasofya’da açılan iki medresede sıbyan mekteplerinde öğretmenlik yapacaklar için genel medreselerden ayrı bir program hazırlanarak, bu programdaki dersleri görmeyenlerin sıbyan mekteplerinde öğretmenlik yapamayacakları belirtilmiştir. Bu dersler Arapça, Sarf ve Nahiv, Edebiyat (Maani, Beyan ve Bedii), Mantık, Mubahese, Tedris Usulü, Münakaşalı Akaid, Riyaziyat, Heyet ve Hendese’dir (Bilim, 2002: 3; Akyüz, 2007: 92-93)

Bu programda sıbyan mektebi öğretmeni olacaklar için özel olarak konulan ve öğretmenlik meslek bilgisi dersi olarak nitelendirilebilecek “Âdâb-ı Mubâhese (Tartışma Kuralları) ve Usul-i Tedris” (Öğretim Metodu) yer almakta, diğer taraftan genel medreselerde okutulan en temel ve zor derslerden “Fıkıh” dersi bulunmamaktadır (Koçer, 1987: 7).

Ancak bu uygulama zamanla terk edilerek, medreseden diploma almak, sıbyan mekteplerinde muallim olabilmek için yeterli görülmüştür. Hatta cami imam ve müezzinleri, biraz okuryazar olan, orta yaşlı, ağır başlı kişiler ve bazı hafız ve okumuş kadınlar dahi bu okullara öğretmen olarak atanabilmişlerdir (Koçer, 1987: 7; Akyüz, 2007: 93).

Türk-İslâm kültür çevresinde ortaya çıkarak zamanla yaygınlaşan ve ilköğretim üstündeki değişik öğretim kademelerini kapsayan medreselerde öğretmenlik yapanlara ise müderris denilmektedir (Duman, 1991: 11). Medreselerin başlıca müderris yani öğretim elamanları ise İstanbul’daki Sahn-ı Seman ve Süleymaniye Medreselerinde yetiştirilmiştir (Öztürk, 2007: 2). Ancak medreselerde müderris olabilmek için bu şekilde üst düzeyde bir medrese öğrenimi görmek şartı da zamanla ortadan kalkmıştır (Akyüz, 2007: 83).

Osmanlılarda görüldüğü gibi Tanzimat dönemine kadar özellikle bir “öğretici”, “öğretmen” yetiştiren herhangi bir öğretim kurumu bulunmamaktadır. Öğretmen durumunda bulunanlar medreseden, enderundan çıkmış ya da kendi kendine yetişmiş kimselerdir (Yılman, 2006: 60). Osmanlı İmparatorluğu’nda bugünkü anlamda öğretmen yetiştiren kurumların doğuşuna zemin hazırlayan sivil modern eğitim sisteminin temelleri Sultan II. Mahmut tarafından atılmıştır. II. Mahmut kendisinden önce sadece askerî alanla sınırlı kalan eğitimdeki modernleşme hareketleri sürecinde önemli bir değişiklik yaparak, bu hareketleri sivil alana da taşımıştır (Öztürk, 2007: 3).

Bu dönemde kurulmuş olan Meclis-i Umûr-ı Nâfia (Bayındırlık İşleri Meclisi) (1838) ile medrese ve ulemanın nüfuzundan uzak bir eğitim için ilk adımlar atılmaya başlanmıştır. Bu yeni meclisin hazırladığı Layiha’ya göre “Selâtin-i İzâm Mektepleri” adıyla “sınıf-ı sani” derecesinde öğrenci yetiştirecek yeni bir öğretim kademesinin açılması öngörülerek bu çalışmaları yürütmek üzere Mekâtib-i Rüştiye Nezareti kurulmuştur (Kodaman, 1999: 4-6). Ancak bu çalışmalar daha çok o dönemde kadrosu yeni oluşturulmaya başlanan Bâb-ı Âli’nin ihtiyacı olan memur kadrosunu tamamlamaya yönelik olmuştur (Ergin, 1977: 394-395).

Tanzimat’ın ilânını izleyen ilk yıllarda bu konuda önemli bir gelişme olmaması üzerine Sultan Abdülmecid’in, 1845 yılında yayımladığı Hatt-ı Hümayun ’da “Tanzimat Fermanı’nın öngördüğü reformların başarıyla gerçekleştirilebilmesi için eğitim işlerine daha fazla önem verilmesi gerektiği” vurgulanmış ve eğitim alanında yapılacak reformları düzenlemek amacıyla aynı yıl Muvakkat Meclis-i Maarif kurulmuştur (Lewis, 2007: 113).

Bu meclisin 1846 yılında sunduğu bir Layiha’da “sıbyan ve rüştiye okullarının üstünde bir Darülfünun kurulmak suretiyle”, Avrupa’da olduğu gibi üçlü bir eğitim ve öğretim sistemini ve sürekli bir Meclis-i Maarif-i Umumiye’yi önermesi (Kodaman, 1999: 12-13) doğrultusunda aynı yıl Meclis-i Maarif-i Umumiye kurulmuştur. Bu kararın sonrasında da hem bu meclisin aldığı kararları uygulamak hem de Evkaf Nezaretine bağlı okulları ayrı bir yönetime kavuşturmak amacıyla Mekâtib-i Umumiye Nezareti kurularak yeni açılacak okulların medresenin nüfuzuna girmesi engellenmiştir (Kodaman, 1999: 16).

Mekâtib-i Umumiye Nezareti’nin kuruluşundan sonra öngörülen orta dereceli okulların “rüştiyeler”in açılmasına başlanmış; geleneksel Osmanlı eğitim kurumları dışında Batılı tarzda açılan bu okullar için yeni öğretmenlere duyulan ihtiyaç üzerine de, İstanbul’da 16 Mart 1848 tarihinde ilk Darülmuallimin (Erkek Öğretmen Okulu) açılmıştır.

Bu okulun açılışını II. Mahmut döneminde sıbyan okullarına da bir düzen getirilmesi isteğinin sonucu olarak 1868’de yine İstanbul’da açılan Darülmuallimin-i Sıbyan izlemiştir (Demir, 1997: 86).

Tanzimat Dönemi aydınları özel çaba harcayarak mektep ve medrese dışında yeni okullar açmışlar ancak eğitimdeki bu reform hareketleri belli bir plana bağlanarak bir devlet politikası hâline gelememiştir. İşte bu gerekçeyle 1869 yılında hazırlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi eğitimi bir devlet işi olarak ele almakta, yeni bir eğitim ve öğretmen yetiştirme sistemi kurmaktadır (Duman, 1991: 16).

Nizamname’de açılmış olan Darülmuallimin-i Rüşdî ve Darülmuallimin-i Sıbyan adlarındaki öğretmen yetiştiren kurumlara Darülmuallimin-i Kebir ve Darülmuallimat adlarında iki yeni okulun eklenmesi öngörülmüştür. Nizamnamede adı geçen Darülmuallimat, 1858 tarihinden itibaren sayıları artan kız rüştiyeleri ile sıbyan okullarının kadın öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere 1870’de açılmıştır. Rüştiye, idadi ve sultanilere öğretmen yetiştirecek ve her şubesinde biri Edebiyat’a öteki Ulûm ve Fünun’a mahsus iki bölümü olacak Darülmuallimin-i Kebir ise 1874’te İdadi şubesi ile açılarak bir müdürün idaresinde Darülmuallimin-i Rüşdî ile birleştirilmiş, fakat fazla uzun sürmeyerek 1880’de kapatılmıştır (Unat, 1964: 30-31). Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin tasarladığı Darülmuallimin-i Kebir, Darülmuallimin-i Âliye adı ile 1891’de açılabilmiştir. Edebiyat ve Fen bölümlerinden oluşan bu iki yıllık okulun amacı, liselerin ve daha yüksek derecedeki okulların öğretmen ihtiyacını karşılamaktır. 1908’den sonra bu okulun öğrencileri dal öğrenimiyle ilgili dersleri İstanbul Darülfünununun ilgili fakültelerinde görmeye başlamış, böylece eğitim sistemimize, program bakımından büyük ölçüde fakültelere bağlı bir öğretmen okulu modeli girmiştir (Oğuzkan, 1983: 596).

Tanzimat döneminde öğretmen yetiştirmede önemli adımlar atılmıştır. Ancak Cumhuriyet öncesinde bu konunun en çok tartışıldığı ve yeni uygulamaların yapıldığı dönem II. Meşrutiyet dönemi olmuştur. Bu dönemde 1913 ve 1915 tarihlerinde çıkarılan Darülmuallimin ve Darülmuallimat Nizamnameleriyle öğretmen yetiştiren kurumların yapısı yeniden düzenlenmiş ve yeni bölümler eklenmiştir.
Unat, Cumhuriyet dönemine kadar açılan değişik derecedeki öğretmen yetiştiren okulları şu şekilde sıralamaktadır:

  • Erkek Orta Öğretmen Okulu (Darülmualimin-i Rüşdî)
  • Erkek İlköğretmen Okulu (Darülmuallimin-i Sıbyan)
  • Kız Öğretmen Okulu (Darülmuallimat)
  • Liseye de Öğretmen Yetiştiren Orta Öğretmen Okulu (Darülmuallimin-i İdadi)
  • Erkek Yüksek Öğretmen Okulu (Darülmuallimin-i Âliye)
  • Ana Öğretmen Okulu (Ana Muallime Mektebi)
  • Kız Yüksek Öğretmen Okulu ve Kızlar Üniversitesi (Darülmuallimat-ı Âliye ve İnas Darülfünunu) birlikte (1964: 134-154).

Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde Darülmuallimin ve Darülmullimat mezunları dışında Darülfünundan mezun olanlar da öğretmen olarak istihdam edilmiştir. Tanzimat döneminde açılan ikinci Darülfünunun açılış amaçlarından ilkinin İstanbul ve Osmanlı topraklarında olan okullar için hoca ve muallim yetiştirmek olduğu, Maarif Nezaretince öğrenci kaydına başlandığı hakkında gazetelerde yayımlanan ilandan da anlaşılmaktadır:

“İşbu Darülfünun Dersaadet ve bütün memalik-i mahrusa-i Şahanede mevcut olan Mekâtip için hoca ve muallim ve umur-ı mülkiye de istihdama kabil zevat yetiştirilmesiyle beraber, Türkî ve Arabî, Farisî lisanlarında yazılan fünun ve Maarif-i külliyenin mebahis-i dakikasına ve Avrupa’da mütedavil olunan fünun-ı hikemiye ve sınaıyeye dair malumat-ı nafia ve cedidenin neşr ve inşası için bir mahâl-i tahsil-i kemal olacaktır.” (Unat, 1964: 51; Bilsel, 1943: 13-16).

Söz konusu okullardan Darülmuallimin-i Rüşdî, Darülmuallimat, Darülmuallimin-i Âliye ve Darülfünun Türkçe ve edebiyat öğretmeni de yetiştirilmesine kaynaklık etmiş kurumlardır. Ancak Türkçe ve edebiyat öğretmenlerinin Cumhuriyet döneminde hangi kaynaklardan yetiştirildiğini değerlendiren bu araştırmada, öğretmen yetiştiren kurumların pek çoğunun kuruluşunun kısaca değinildiği üzere Osmanlı dönemine dek uzanması nedeniyle ilgili okulların tarihçesinde bu konu ile ilgili daha geniş açıklamalara yer verilmektedir.

Cumhuriyet Döneminde Öğretmen Yetiştirme

20. yüzyılın başlarında Osmanlılarda 13 bölgeye yayılmış 17 adet ilköğretmen okulu, 1 adet yüksek öğretmen okulu bulunmaktadır. Artmakta olan talebi karşılayabilmek için öğretmen eğitimi okullarının sayısı hızla çoğaltılmış ve 1911 yılında sayıları 31’e ulaşmıştır. Ancak Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu savaş koşulları nedeniyle öğretmen eğitimi üzerinde 1920 yılına kadar yalnızca küçük değişiklikler yapılabilmiştir (Karagözoğlu vd., 1993: 210).

Osmanlı Devleti’nin siyasi varlığı 1920’de sona erdikten sonra iki yıldan fazla süren Millî Mücadele döneminde de bu alanda somut bir gelişme sağlanamamış ancak ilerideki gelişmelerin fikri temelleri bu dönemde atılarak Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte uygulamaya konulmuştur (Binbaşıoğlu, 1995: 139).

Millî Mücadelenin devam ettiği bir dönemde ülkenin eğitim sorunlarını görüşmek ve millî eğitim işlerinin programını hazırlamak amacıyla 15 Temmuz 1921’de bir “maarif kongresi” yapılması bu açıdan oldukça önemlidir. Mustafa Kemal Paşa cepheden gelerek, kısa bir açış konuşması yaptığı bu Maarif Kongresi’nde, “Şarktan ve Garptan gelecek tüm tesirlere karşı millî maarif” ilkesini ortaya atarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin eğitim sisteminin hangi esasa dayalı olacağını göstermiş ve bu konuda öğretmenleri göreve çağırmıştır (MEB, 1946: 3-5).

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nın hemen sonuçlandığı bir sırada, 27 Ekim 1922 tarihinde Bursa’da öğretmenlere hitaben yaptığı bir konuşmada ”Öğretmenler, ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın kazanacağı zafer için yalnız zemin hazırladı. Hâlbuki zaferi siz kazanacaksınız ve koruyacaksınız. Ben ve sarsılmaz imanla bütün arkadaşlarım sizi izleyeceğiz, sizin karşılaşacağınız her engeli aşacağız.” (MEB, 1946: 10) demesi de öğretmene ve öğretmenin yetiştirilmesine büyük önem verdiğini göstermektedir.

Bu amaçla, 15 Temmuz-15 Ağustos 1923’te, henüz Cumhuriyet ilan edilmeden toplanan I. Heyet-i İlmiyede eğitimde yeni düzenlemeler yapmak üzere bazı kararlar alınmış ancak siyasal rejimdeki bazı belirsizlikler nedeniyle bu yürürlüğe konulamamıştır (Koçer, 1967: 66).

Cumhuriyet döneminde “öğretmen yetiştirme” konusu önemli bir sorun olarak acil çözümler bekleyen alanlardan olmuştur. Akyüz’e göre bunun temel nedeni geçmişten alınan mirasın yok denecek kadar az olmasıdır:

“Örneğin 1923’te 10102 ilkokul öğretmeni bulunuyordu. Bunların 1081’i kadın, 9021’i erkekti. Mesleki öğrenim görmüş olanların 378’i kadın, 2356’sı erkek olmak üzere toplam 2734 idi. Bunların önemli bir kısmı da medreselerin alt sınıflarından ayrılmış, 1-2 yıllık Darülmualliminlerden mezun olmuş, çoğu imamlık ve müezzinlikle görevli kişilerden oluşmaktaydı. Geri kalan 7368 öğretmenden 1357’si ancak ilköğrenim görmüş, 711’i doğrudan medreseden ayrılmış, 152’si düzenli bir öğrenim görmemiş, 2107’si hiçbir öğretmenlik ehliyeti taşımayan kişilerden oluşmaktaydı.” (2007: 344).

Cumhuriyetin ilanı ile eğitim sistemi ele alınmaya başlanmış, bunun için 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Millî Eğitimin tüm yetki sorumluluğunu Millî Eğitim Bakanlığına (Maarif Vekâletine) vermiş, kanunun yürürlüğe girmesinden hemen sonra medrese ve sıbyan mektepleri kapatılmıştır. Bu karardan bir buçuk ay kadar sonra, Nisan-Mayıs 1924’te toplanan II. Heyet-i İlmiye okul sistemini (öğrenim basamaklarını) yeniden düzenleyerek 5 yıllık ilkokul+3 yıllık ortaokul+3 yıllık lise sistemini (toplam 11 yıl) getirmiştir (Unat, 1933; Cicioğlu, 1982: 134). Bu yeni yapılanmanın sonucu olarak da her öğretim kademesi için öğretmen yetiştirecek bir yapılanma gündeme gelmiştir.

Cumhuriyet dönemine kadar öğretmen yetiştirme, bulma ve atama ile ilgili bazı düzenlemeler yapılmış, ancak öğretmenlerin statüsünü belirleyen yasal bir düzenleme yapılmamıştır. Cumhuriyet yönetimi, bu nedenle öncelikle ilk yıllarında öğretmenliği bir meslek hâline getirmek için yasal çaba harcamıştır. Esasları 1923’te toplanan I. Heyeti- İlmiyede görüşülüp 13 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 439 sayılı Orta Tedrisat Muallimleri Kanunu, öğretmenliğin tanımını, ardından sınıflamasını, nerede yetişeceklerini, haklarını belirleyerek mesleğe esaslı dayanaklar koymuştur. (MEB, 1953: 147-150). Buna göre,

  • Muallimlik, devletin umumi hizmetlerinden talim ve terbiye vazifesini üzerine alan, müstakil sınıf ve derecelere ayrılan bir meslektir.
  • Muallimler, merasim ve teşrifatta devair müdürlerinin hukukuna haizdirler ve maarif müdürleriyle beraber teşrifata dahil olurlar. Kıdemleri fazla olan muallimler diğerlerine tekaddüm ederler.

Bu iki madde öğretmenlere saygınlık kazandırmanın hukuksal dayanağını belirlemiştir.

2.03.1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatına Dair Kanun’un da iki maddesi, 439 sayılı yasada olduğu gibi öğretmenlere saygınlık kazandıracak kurallar getirmiştir:

  • Maarif hizmetlerinde asıl olan muallimliktir.
  • Maarif Vekâletinin mesleki hizmetleriyle mektep müdürlüklerine münhasıran müderris ve muallimler tayin olunur.

Bu iki madde, öğretmeni eğitimin asli unsuru yapmakta ve kendi yöneticilerinin kendi içlerinden çıkarılması ilkesini getirmektedir.

13 Mart 1924 tarih ve 439 sayılı Orta Tedrisat Muallimleri Kanunu, öğretmenliğin kademelerini ve öğretmenlerin yetiştirileceği kurumları şöyle düzenlemektedir:

Muallimler menşelerine ve bulundukları mektebin derecesine göre üç kısma ayrılır: 1) Yüksek tedrisat muallimleri, 2) Orta tedrisat muallimleri, 3) İlk tedrisat muallimleri.

Orta tedrisat mektepleriyle darülmuallimin ve darülmuallimat muallimleri; darülfünun yüksek ve orta darülmuallimin ve darülmuallimat ile yüksek ihtisas mektepleri mezunlarından intihap olunur.

Bu yasaya göre, orta ve yüksek öğretmen okullarını bitirenler Bakanlığın uygun göreceği okullarda bir yıl “muallim muavini” (aday öğretmen) olarak staj yapıp ondan sonra asil öğretmen olurlar. Ayrıca öğretmen olabilmek için 20 yaşından küçük, 45 yaşından büyük olmamak gerekir.

Yükseköğrenim görmeyenlerin ortaöğretim öğretmeni olabilmeleri için en az ortaöğrenim (lise, idadi, ilköğretmen okulu vb.) görmüş olmaları, ilgili oldukları branştan bir sınav geçirmeleri şarttır.

22 Mart 1926’da kabul edilen 789 sayılı Maarif Teşkilatına Dair Kanun,

Orta öğretim kurumlarını; “1) Liseler, 2) Orta mektepler, 3) İlk muallim mektepleri, 4) Köy muallim mektepleri” olarak belirlerken bu okullara öğretmen yetiştirecek kurumları da şöyle ifade etmektedir:

  • Yüksek muallim mektebi lise muallimlerini, orta muallim mektebi orta mekteplerle ilk ve köy muallim mekteplerinin muallimlerini ve ilk tedrisat müfettişleriyle tatbikat okulları (öğretmen okullarına bağlı uygulama okullarının) müdürlerini yetiştirir.

Bu düzenlemeyle, 1) Ortaokul öğretmenlerini yetiştirecek kurumun orta öğretmen okulu olduğu, 2) Eskiden ilkokul öğretmenleri arasından seçilen ilköğretim müfettişlerinin orta öğretmen okulunda yükseköğrenim düzeyinde bir eğitimle yetiştirileceği, 3) Öğretmen adaylarının ve uygulama okulları yöneticilerinin de yine orta öğretmen okulunda yükseköğrenim düzeyinde yetiştirileceği hükme bağlanmış olmaktadır.

Cumhuriyet döneminde ilköğretime öğretmen yetiştirme uygulamaları değerlendirildiğinde ilköğretmen okulları ve sonrasında köy muallim mekteplerinin öğretmen yetiştirmede önemli rol oynadıkları görülmektedir.

Kuruluşları 1848 yılına dayanan ilköğretmen okulları Cumhuriyetle beraber yeniden şekillenmiş, 1924 -1925 öğretim yılından itibaren Darulmuallimin adı Muallim Mektebi ve 1935’lerden itibaren de Öğretmen Okulu olarak değiştirilmiştir. Sayıları çok fakat öğrencileri az ve öğretimi yetersiz ilköğretmen okullarının sayıları azaltılıp öğrenci mevcudu ve öğretiminin niteliği yükseltilmeye çalışılmıştır. Öğretmen okullarının öğretim süresi 1932-1933 öğretim yılında altı yıla çıkarılmış, ortaokul programlarının aynen uygulandığı ilk üç yılı ilk devre, son üç yılı da meslekî devre sayılmıştır. Bir süre sonra ilk öğretmen okullarının ilk devresi kaldırılmış ve ortaokullardan öğrenci alınmaya başlanmıştır (Ayas, 1948: 405-408; Akyüz, 2007: 381-382).

1926 yılında kabul edilen Maarif Teşkilatına Dair Kanun ile ilkokul öğretmenlerinin yetiştikleri okullar “İlk Muallim Mektepleri” ve “Köy Muallim Mektepleri” olarak iki kısma ayrılmıştır. 1927-1928 öğretim yılında, kırsal bölgelere dönük öğretmen yetiştirme konusunda bir uygulamaya başlanmış, üç sınıflı köy okullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla Denizli ve Kayseri’de iki “Köy Muallim Mektebi” açılmıştır. Dört yıl süren bu uygulamadan beklenen sonuç alınamamıştır (Ayas, 1948: 409-410).

Köy öğretmeni yetiştirme sorunu 1936’da tekrar gündeme gelmiş, biri Eskişehir Mahmudiye diğeri İzmir Kızılçullu’da olmak üzere iki “Eğitim Yurdu” açılmıştır. Bu uygulama, 3238 sayılı “Köy Eğitim Kursları” ve “Köy Öğretmen Okulları” ile ilgili kanunların çıkarılmasına, son olarak da Köy Enstitüleri ile ilgili 4274 sayılı Kanunun yayımlanmasına kadar uzanan bir dönemin başlangıcı olmuştur (Akyüz, 2007: 392).

1953 yılına kadar Köy Enstitüleri ile lise seviyesindeki İlköğretmen Okulları, ilkokulların öğretmen ihtiyacını karşılayan en önemli iki kurum olmuştur. Bu tarihte Türk eğitim tarihine mal olmuş Köy Enstitüleri kapanarak 6234 sayılı Kanunla, öğretmen yetiştiren kurumlar “İlk Öğretmen Okulu” adı altında birleştirilerek, ilkokul üzerine altı, ortaokul üzerine üç yıl öğrenim vermiştir (Dursunoğlu, 2003: 66).

Türkiye’de ortaöğretime öğretmen yetiştirme problemi ise, Cumhuriyet’in kurulduğu günden bu yana, ilgililerin önemle durduğu, çözüm yolları aradığı ve uygulamaya koyduğu konulardan biri olmuştur. Cumhuriyet döneminin daha ilk yıllarında öğretmenin eğitim sistemindeki, hatta toplumdaki yeri ve öneminin çok iyi kavrandığı ve bunun sonucu olarak da ortaöğretim programlarıyla birlikte onun uygulayıcısı olan öğretmenlerin yetiştirilmesi probleminin ele alındığı görülmektedir.

Bu dönemde kanunlarla her ne kadar farklı öğretim kademelerindeki öğretmenlerin hangi ilkeler çerçevesinde yetiştirilecekleri belirtilmişse de, ortaokul ve lise öğretmenlerinin benzer kaynaklardan yetiştiği görülmektedir. Lise öğretmenlerinin Yüksek Öğretmen Okulu ve Fen-Edebiyat Fakülteleri’nden; ortaokul öğretmenlerinin ise Eğitim Enstitüsü’nden yetiştirilmiş olma hükmü getirilmiş olmasına karşın bu öğretmenlerin hangi kademelerde görev yapacaklarını çoğu zaman ortaokul ve liselerin ihtiyacı belirlemiştir (Eşme, 2003: 87)

Cumhuriyet döneminde orta öğretime öğretmen yetiştirme çalışmaları mevcut okulları düzenlemekle başlamış; bunun için öğretimini 1890’lı yıllardan beri sürdüren Darülmuallimin-i Âliye, Yüksek Muallim Mektebi adı ile yeni bir düzenlemeyle daha faal duruma getirilirken, yeni öğretmen kaynakları sağlama yolları aranmaya başlanmıştır (Öztürk, 2007: 182).

Orta öğretimin birinci basamağını teşkil eden ortaokulların öğretmen ihtiyacını karşılamaya yönelik bir diğer uygulama 1923-1924 öğretim yılında İstanbul Darülmuallimin ve Darülmuallimatında öğretim süresi üçer yıl olan birer Orta Darülmuallimin ve Darülmuallimatın açılışı olmuştur. Edebiyat, Tabiiyat, Riyaziyat, Tarih ve Coğrafya branşlarında eğitim vermesi düşünülen bu okul hiç mezun vermeden bir yıl sonunda kapatılarak, öğrencileri Yüksek Muallim Mektebine devredilmiştir (Unat, 1964: 32).

Orta okullara öğretmen yetiştirme konusunda atılan Cumhuriyet dönemindeki en önemli adım ise Orta Muallim Mektebi adıyla Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü’nün açılması olmuştur. Açılış çalışmaları Maarif Vekili Mustafa Necati Beyin 1926 Ağustosundaki Konya seyahatinden sonra başlayan, öğretim süresi lise üzerine 2 yıl olan okul, 16 öğrenciye sahip Türkçe Şubesiyle 1926’da Konya’da açılmıştır (Öztürk, 2007: 201). Ekim 1927’de Ankara’ya taşınan Orta Muallim Mektebi, 1928 yılında “Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü”, 1929-30 öğretim yılında, yeni binasına taşınarak Atatürk’ün “Gazi” unvanı da eklenmiş şekilde “Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü” adını almıştır (Altunya, 2008: 37).

Yüksek Muallim Mektebi ile Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü yanında Cumhuriyet döneminde öğretmen yetiştirmeye hizmet etmiş diğer iki kurum 1933’ten sonra İstanbul Üniversitesi adını alan Darülfünun ile 1936 yılında eğitimöğretime başlayan Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesidir (Kavcar, 1993: 232).

1923-1950 arasında değişik öğretim kademelerine öğretmen yetiştiren kurumlar şu şekilde sıralanabilir (Altunya, 2008) :

  • Ankara’da Ana Muallim Mektebi: 1927-33
  • Erkek İlköğretmen Okulları: 1923-1974
  • Kız İlköğretmen Okulları: 1923-1974
  • Musiki Muallim Mektebi: 1924-37
  • Köy Öğretmen Okulları: 1926-1933
  • Köy Eğitmen Kursları: 1936-1948
  • Köy Enstitüleri: 1937-1954
  • Eğitim Enstitüleri: 1926-1980
  • Yüksek Köy Enstitüsü: 1942-1947
  • Yüksek Öğretmen Okulları: 1924-1979
  • Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu: 1934-
  • Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu: 1937-1982
  • Üniversiteler (formasyon kazandırarak): 1923-
  • Yurtdışı eğitimi: 1923-

Türkçe ve edebiyat öğretmenlerinin Cumhuriyet döneminde hangi kaynaklardan yetiştirildiğini değerlendiren bu araştırmada öğretmen yetiştiren bu kurumlardan Türkçe/Edebiyat bölümleri ile 1923-50 yılları arasında Türkçe ve edebiyat öğretmeni yetiştirmeye hizmet etmiş olan Gazi Eğitim Enstitüsü, Yüksek Öğretmen Okulu, İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi ele alınmaktadır.

Kaynak

💬 Yorumlar
Yorumları Göster