Değerler Eğitimi

Yaman (2014) değer ve değerler eğitimi kavramlarını; “Değer, insanı değerli kılan, sahip olduğu üstün nitelikler ve sahip olduğu donanımlarıdır. Sahip olunan değerler bireyin gelecekte kişiliğini, bakış açısını, davranışlarını, hatta hayatını belirleyecek etkenler olduğu için, bireyin belli başlı değerlerin farkına varması, yeni değerler benimsemesi; bütün bu değerleri kişiliğinin temel taşları haline getirerek davranışa dönüştürmesi gerekir. Neredeyse hayat boyu devam eden bu kazanma/kazandırma süreçlerine “değerler eğitimi” denilmektedir şeklinde açıklar.

Modern toplum, özellikler bilim ve teknoloji alanında yaratıcılığı cesaretlendirmekle birlikte bu yaratıcılığın ahlâkî anlamlarıyla ilgili uzun vadede bir karşılık sağlayamıyor. Günümüzde okul eğitiminin “olgun insan” yetiştirme gibi bir hedefi yoktur; okul eğitimi insan karakterini yüceltecek değerlerden yoksun, bilgi depolama ve aktarma işlevi ile kendisini sınırlandırmıştır. Bilgi ve yaşam araçlarının çoğalmasına karşılık değerler alanının daralması ya da zayıflaması bireysel ve toplumsal pek çok sorunu da beraberinde getirir. Anomi, yabancılaşma, yaşamdan haz almama, köksüzlük, değer patolojisi, varoluş bunalımı, manevî açlık, başarı nevrozları, amaçsızlık gibi bilimsel kavramlar bu durumun bireylerin psikolojisinde meydana getirdiği sonuçları anlamada yeterli bir fikir verir. Bunun sosyal karşılıkları ise; güç ve tahakküme dayalı bir dünya görüşü bağlamında şiddet ve cinsellik kültürünün öne çıkması, bölgeler arası dengesizlik ve yetersiz beslenme, çevre kirlenmesi, aile kurumunun zayıflaması, cinsel sapmalar; sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı, terör ve savaş, yüksek intihar oranları, paraya tapınma, medde bağımlılığı gibi göstergeler olarak karşımıza çıkar. bütün bunlar, gelecekte toplumda etkin görev ve sorumluluklar yüklenecek yeni neslin yaratıcı güçlerinin önce kendi bireysel olgunlaşmalarına ve buna bağlı olarak da toplumda “haz ve menfaat ahlâkı” yerine “erdem ahlâkının” yaygınlık kazanmasına imkân verecek bir anlayışla eğitilip, yönlendirilmesinin önemini ortaya koyar (Hökelekli, 2013: 276-277).

Hökelekli (2013)’ye göre, İnsan eğitiminde bilgi kadar ve hatta ondan daha fazla önem taşıyan husus iyi bir ahlâkî karakterin kazandırılmasıdır. Bunun yolu da çocuk ve gençlere bazı temel değerlerin öğretilmesidir. Değerler, bireylerin davranışlarını yöneten güçlü inanç ve tutumlardır. Toplumun ruh sağlığı ve bütünlüğü, herkesin aşağı yukarı uzlaşmaya vardığı insanî/manevî ve ahlâkî değerlerin yeni nesillere sistemli ve kalıcı yöntemlerle aktarılması ve onların bu değerleri davranışa dönüştürebilmeleri ile yakından ilişkilidir.

Değerler eğitiminde başarılı olabilmek için öncelikle, uygun değerleri oluşturmak ve bu değerleri davranış haline getirmenin yollarını aramak gerekir. Değerleri özellikle çocuklara ve gençlere benimsetmenin ve özümsetmenin yolu, sözlü uyarılardan daha çok, söz konusu değerleri yaşamakla ve örnek olmakla mümkündür. Ebeveynler, eğitici ve yöneticiler, bu noktada örnek modeller olabilirlerse, değerler eğitimi süreci doğal mecrasında daha hızlı ilerler (Yaman, 2014: 18).

Eğitim programı, bir ülkenin millî eğitim politikasını uygulamaya döken süreçleri kapsayan etkinlikler bütünüdür. Öğretim programı ise eğitimin belli kademelerinde öğrenilmesi gereken ders konularım planlı olarak içeren bir alt sistemdir. Öğretim programım, ders programı, ünite programı ve en son halka olarak da konu planı takip eder. Bu durumu suya düşen bir damlaya benzetebiliriz. Suya düşen ilk damla konu planı olurken halka halka eğitim programına doğru işleyiş devam eder. Bu manevra alanında öğretmenlerin sorumluluğu, sadece konu, ünite ya da dersin amaçlan ile sınırlı değildir. Öğretim programı eğitimin yakın amaçlarına işaret ederken, eğitim programı uzak amaçları kapsayan genel bir yapıya sahiptir. Uzak amaçlar toplumun değerlerim, ideallerim oluşturur. Değerler eğitiminin dayanak noktası da uzak amaçlardır. Kaynaklarda kabul görmüş olan “uzak amaçlar” ifadesi değerler eğitimindeki zafiyeti açıkça ortaya koymaktadır. Uzak amaçlar derken adeta ulaşılma gereği uzağa konulan, önceliği ifade etmeyen bir kavram olarak anlaşılmaktadır. Oysaki eğitimde ulaşılmak istenen asıl nokta uzak amaçlardır (Aydın ve Akyol Gürler, 2014: 51).

Eğitim programlarında değerlerin nasıl kazandırılacağının açık ve net olarak belirtilmemiş olması, okulda değer eğitiminin gerçekleşmediği anlamına gelmemelidir. Aslında öğretmenlerin sınıfta ve okulda oluşturdukları kültür neye önem verip vermedikleri, neyi iyi ya da kötü olarak algıladıkları, öğrenciler için örtük olarak değer eğitimini oluşturmaktadır. Ancak, bu eğitimin formal eğitimin bir parçası olarak, planlı öğrenme yaşantılarıyla kazandırılması da gerekmektedir. (Doğanay, 2011: 227) Değerler eğitimi sırasında karşılaşılan sorunları en aza indirmek için ilk yapılacak olan şey, etkili bir değerler eğitimi programının hazırlanmasıdır (Yazıcı, 2006: 512; akt. Aydın ve Akyol Gürler, 2014: 52).

Son yıllarda ülkemizde özellikle özel okullarda, karakter eğitimi, değerler eğitimi çalışmaları yapılmaktadır. Bu çerçevede, bazı okullarda bu çalışmalara, anne babaların da katılımını sağlamak amacıyla veli toplantıları ve seminerleri yapılmaktadır, öğrencilere yönelik yapılan çalışmalarda; okulda her ay için bir değer belirlenmekte ve o ay içinde bu değer işlenmektedir. Bazen ayın değerini yaşama biçimi ya da mesleği ile temsil edebilecek ünlü konuklar davet edilerek sınıf seviyelerine göre sohbet toplantıları düzenlenmektedir. Her sabah hazırlanma saati olarak adlandırılan on dakikalık sürede sınıf öğretmenleri, sınıflarında o ayın değeri hakkında sorular sorarak öğrencilerin düşünüp tartışmalarına ortam hazırlamaktadır. Yaparak, yaşayarak öğrenmenin etkisi düşünülerek öğrencilerin drama yoluyla değerleri özümsemeleri sağlanmaya çalışılmaktadır.  Ayın değeri ile ilgili kısa hikâyelerin okunması, resim yapmaları, komposizyon yazmaları sağlanmaktadır. Ayın değeri ile ilgili duvar gazeteleri çıkarılmaktadır. Öğretim yılı başında veya her ay başında öğretmenler toplantı yapıp programla ilgili uygulama önerileri alınmaktadır (Aydın ve Akyol Gürler, 2014: 52-53)

Yurt dışında değeri öğretmek için kişilik eğitimi adı altında zorunlu eğitim döneminin başında, yani anasınıfından başlanarak, sistemli bir program dahilinde devam edecek şekilde geliştirilmiş pek çok program uygulanmaktadır (Aydın ve Akyol Gürler, 2014: 53).

Uluslararası alan yazında değerler eğitimi, karakter eğitimi, toplumsal eğitim, vatandaşlık eğitimi ve ahlaki eğitim gibi farklı temalar içinde ele alınmaktadır. Değerler eğitimi ile sosyal, siyasal, kültürel ve estetik değerlerin öğretimi kastedilmektedir (Veugelers & Vedder, 2003). Alan yazında değerler ve değerler eğitimi konusunda öğretmen görüşlerine başvurulan araştırmalar ağırlıklı olarak öğretmenlerin değer tercihleri ile değerlerin öğretimi ve karşılaşılan sorunlar ile ilgili konulardan oluşmaktadır (Coombs-Richardson & Tolson 2005; Sarı 2005; Tay 2009; Thornberg 2008; Veugelers 2000; Willemse, Veugelers, Lunenberg & Korthagen, 2005; Yıldırım, 2009). Diğer çalışmalardan farklı olarak Yıldırım (2009) çalışmasında sınıf öğretmenlerinin değer kavramına ilişkin tanımlamalarına da yer vermektedir (F. A. Balcı ve Yanpar Yelken, 2010)

Toplumsal bütünlük ve huzurun sürdürülebilmesi, ancak değerlerin yeni nesillere aktarılması ile mümkündür. Değerlerden arınmış bir eğitim anlayışı düşünülemez. Bu nedenle, eğitimin hedeflerinden biri de toplumun ortak değerlerini yeni yetişen nesillere aktarmak ve öğretmektir. Toplumsal yaşamda değişen değerlerin yerine uygun olan yeni değerler koyarak değerlerini davranış haline getiren bireyler yetiştirmektir. Çocukların ve gençlerin iyi insan, iyi vatandaş; kendi kendisiyle ve çevresiyle barışık ve uyumlu bireyler olarak yetişmelerine yardımcı olmaktır (Hökelekli, 2010:7; akt.Turan ve Ulusoy, 2014: 7).

Kızıler (2014)’e göre, Ahlakî değerler ile kişilik arasında bir ilişkinin olduğu muhakkaktır. İnsan hangi durumda nasıl davranması gerektiğini içinde yaşadığı toplumun ya yetişkin fertlerinden ya da arkadaşlarından öğrenir. Sonra da öğrendiği bu değerleri kendinden küçüklere öğretir. Bu da değerlerin her şeyden önce bir eğitim meselesi olduğunu gösterir. Ancak değerler eğitimi, okullarda veya okul benzeri kurumlarda verilen derslerden ibaret değildir.

Değerler eğitimi açısından toplumun bütününü bir okul, her ferdi de bu okulun hem öğretmeni hem de öğrencisi kabul etmek gerekir. Bu durum, değerlerin yaşantı haline dönüştürülmesi açısından son derece önemlidir. Zira toplumun her ferdinin ahlakî değerler konusunda yerine göre öğretmen ve öğrenci hassasiyeti göstermediği bir toplumda, okulda verilecek değerler eğitiminden beklenen sonucun alınması mümkün olmamaktadır (Kızıler, 2014: 15).

Her ne kadar değerler ve değerler eğitimi kavramları ile ilgili araştırmalar geçmişi ve birikimi 1920’lere kadar gidebilen Batı’lı kaynaklar üzerinde yoğunlaşsa da binlerce yıllık geçmişimizde bu kavramların çok ayrıntılı olarak işlendiği görülmektedir. Nitekim tarihimizde sayılamayacak kadar çok olan alimlerin hemen hepsi ilmin fazileti, öğretme ve öğrenme adabı gibi konuları eğitim ve öğretimin bir arada sürdürüldüğü son derece hikmetli akademik kaynaklar da ortaya koymuşlardır. Hatta devlet büyükleri için hususî eserler kaleme alarak devlet adamlarını dahi yönetme adabı, ahlak ve bilgi yönünden beslemişlerdir.

İşte bu büyük alimlerden biri olan İmam Gazalî 11. yüzyılda özellikle İhyâ-u Ulûmi’d-dîn isimli eserinde doğumdan ölüme ve yaşamın her alanında dikkat  edilecek ve öğrenilecek fazilet, erdem ve değerlerin yanı sıra bugün batı kaynaklarının değer kavramı olarak sadece birkaçının üzerinde yeni yeni durmaya başladığı “tevbe (kötü alışkanlıklardan sakınma), sabır, şükür (kanaatkârlık), reca (ümid), havf (sakınarak, sevgiden ve saygıdan gelen korku), fakr, zühd, tevekkül (…sorumluluk), muhabbet (sevgi), şevk (bilmeye duyulan istek, ilim edinme ve Allah’ı tanıma arzusu), ünsiyet (dostluk, arkadaşlık), rıza, niyet, ihlas, sadakat, murâbata (bağlılık), tefekkür gibi değerleri “ilmî” olarak açıklamakla birlikte bu değerlerin zıttı olan ve “insanı değersizleştiren” kavramları da açıklamış ve tarihimizde değerler eğitiminin en güzel örneklerinden birini ortaya koymuştur ki bu eser günümüzde halen bir başvuru kaynağı, bir başeser olma özelliğini devam ettirmektedir.

Medeniyetimizin büyük alimlerden ve sûfîlerinden olan Ebu’n-necib Abdurrahman b. Nazır b. Abdullah Sühreverdi de 12. yüzyılda kaleme aldığı Nehcu’s-sülûk fî siyaseti’l mülûk (Yönetenlerin Yönetimi) isimli eserinde İslâm’da siyaset, devlet idaresi ve siyaset adabını değerler ışığında ele alarak devlet yöneticilerine tavsiyelerde bulunmuş hatta Yavuz Sultan Selim’den Birinci Abdulhamid Han’a kadar birçok devlet yöneticimiz bu esere son derece kıymet vererek istifade etmişlerdir. Sühreverdî bu eserinde değerlerin inşasıyla kazanılan edebin iki temele dayandığını, bunlardan birisinin ilîm diğerinin ise değerlerin zıttı olan davranışlardan yani nefsî istek ve davranışlardan kaçınmak olduğunu belirterek eğitim ve öğretim kavramını birlikte ele almış ve değerler eğitiminin bir devlet yöneticisi için dahi gerekli olduğunu ortaya koymuştur.

Makalenin tamamını okumak için aşağıdaki kaynak yazısına tıklayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.