Eleştirel Kuram

Eleştirel kuramın temellendiği önemli varsayımlardan biri, pozitivizm ve onun yöntemlerinin eleştirisidir. Ancak Adorno ve Horkheimer ve Adorno ve diğerlerinin pozitivist yöntembilimi kullanarak yaptıkları otoriter kişilik ve aile yapısını incelemeye dönük araştırmalar, Batmaz’ın (2006) da belirttiği gibi bir sarkaç gibi pozitivizmi eleştirme ve onun yöntemlerini kullanma arasında salınmaktadır. Feyerabend’in (1992), “en aşikârı da dâhil olmak üzere tüm metodojilerin sınırları vardır” şeklindeki açıklaması, eleştirel kuramın pozitivizmin yöntemlerini kullanmasının, aynı zamanda da eleştirmesinin nedenidir. Barnes’in (1995, 131) de belirttiği gibi bilim insanları metodolojiyi, bilinenle bilinmeyen arasında, bilinmeyeni anlamak ve açıklamak için inşa ederler. Narski’ye (2006, 61) göre pozitivizim bu amaçla Comte tarafından doğa yasalarının sosyal bilimlerde de geçerli olduğu görüşünden hareketle sosyal olgu ve olayları açıklamakta kullanılmıştır. Ancak Kuhn’un (1982) belirttiği gibi pozitivist bilim kesinliği, genellenebilirliği, değerden bağımsızlığı savunduğundan ve kullandığı yöntemle araştırma nesnesinin önüne geçtiğinden eleştirilmeye açıktır. Bu bağlamda pozitivizmin özellikleri Balcı (2001, 31) tarafından a) gerçeğin ancak gözlem ve deney aracılığı ile gerçeklebileceği, b) ampirik geleneği izleyerek tek başına mantık yolu ile bilgi elde etmenin, metafizik ve spekülatif durumları ortadan kaldıracağı olarak özetlenmektedir.

Eleştirel kuram, bazı bilim insanları tarafından (Swingewood, 1998, 336; Peca, 2000, 2001, Şişman, 1998, 414; Balcı, 2003b, 58) yoğun olarak pozitivizm tartışmaları altında, pozitivizme alternatif olarak gösterilmektedir. Ancak eleştirel kuram, sadece pozitivizme alternatif bir araştırma metodolojisi sunmaz, o aynı zamanda geleneksel kuramlara karşı da farklı bir düşünme tarzı ortaya koyar. Bu ve benzeri tartışmalar sosyal bilimlerin farklı bilim dallarında ve eğitim yönetiminde yürütülmektedir. Eleştirel kuram, Bates’in (2004, 10; 2001, 577) de farklı biçimlerde ifade ettiği gibi sosyal sınıf analizleri ve sosyal egemenliğe (baskı) güçlü bir vurgu ile fenomenoloji ve pozitivizmin özelliklerinin kombine edilmesiyle oluşan bir kuramdır. Dolayısıyla eleştirel kuram pozitivizme tamamen karşı değildir ve onun ampirik tekniklerini çeşitli kereler kullanmıştır.1

Eleştirel kuramın son temsilcilerinden biri olan Habermas (1998) da sosyal bilimlerde pozivizme karşı eleştireldir; ancak pozitivizmi tamamen reddetmez. Giddens’ın (1997, 161) da belirttiği gibi Habermas, hermenötik2 ve pozitivizmi uzlaştırmaya ve bu yolla aralarındaki ayrımın üstesinden gelmeye çalışır. Eleştirel kuram, pozitivizm ve hermenötik, epistemik bir hiyerarşi kurduklarında onlardan ayrılır. Vurgulandığı gibi eleştirel kuram hermenötik ya da pozitivizmin metodolojik vurgularına karşı değildir, onların metodolojileriyle yapılan çalışmaların hiyerarşik değerlendirmesine ve hiyerarşi yaratmasına karşıdır. Foster (1982: 1; Akt: Peca, 2000) bu durumun bileşenleriyle oluşan özellikleri “bilim ve felsefenin pozitivizmi, Marxiyen yapıların yeniden düşünülmesi ve politik sistemin, ekonomik ve yasal güçlerin açığa çıkarılması” şeklinde açıklamaktadır.

Eleştirel kuram, düşüncelerle gerçek arasındaki açıklığı ölçme çabasıdır (Koçak, 2002, 42). Diğer bir ifadeyle eleştirel kuram, ideal ve gerçeklik arasındaki açıklığı gidermeyi amaçlar (Held, 1980) Kullandığı yöntem içkin eleştiridir. İçkin (immanent) eleştiri, “tarihsel bağlamı içinde, varolanın karşısına kendi kavramsal ilkelerinin iddialarıyla çıkmak, böylece ikisi arasındaki ilişkiyi eleştirmek ve onları aşmak” anlamındadır. Daha kısa bir tanımlama yapmak gerekirse içkin eleştiri, bir olguyu kendi ilkesiyle eleştirmektir (Koçak, 2002, 42; Held, 1980). Horkheimer (2002, 177) bu durumu, öznel ve nesnel akıl kavramları arasındaki ilişki sorunu olarak ele almakta ve tin ile doğa ve özne ile nesne hakkındaki düşünceler ışığında değerlendirmektedir. Ona göre öznel akıl kaba maddeciliğe, nesnel akıl ise romantizme yönelir. Bu noktada felsefenin görevi başlar. Felsefenin görevi, birini ötekine karşı inatçı bir şekilde savunmak değil, ikisi arasındaki karşılıklı eleştirinin gelişmesine yardım etmektir. Ancak günümüzde öznelci akıl daha baskındır; bu nedenle eleştiri sürdürülürken nesnelci aklın öne çıkarılması gereklidir. Bu durum mutlaklaştırmadan kaçınmayı gerektirir. Çünkü mutlak her zaman eleştirilir.

Horheimer (1935, 343) bilimlerin tek tek tarihsel sürecin kuramsal oluşumu için öğeler sağladığını ancak bu öğelerin oluşuma dâhil olduklarında tek tek bilimlerdeki konumlarında kalmadıklarını ve daha önceki durumlarından farklı olarak yeni bir anlam kazandıklarını belirtir (Akt: Slater, 1998, 69). Bu bağlamda Kellner (1989) eleştirel kuramın yöntemsel vurgularını şöyle belirtmektedir (Akt: Kızılçelik, 2000, 43):

  1. Eleştirel kuram bilimde disiplinlerarası yaklaşımı savunmaktadır.
  2. Eleştirel kuram, toplum ve kültür, ekonomi, politika ve felsefe arasındaki ilişkiyi vurgulamaktadır.
  3. Eleştirel kuram, çoklu disipliner bakış açısıyla geleneksel ve çağdaş sosyal bilimsel kuramlardan ayrılmaktadır.
  4. Eleştirel kuram, bütün sosyal süreçlerde ekonominin yapıcı rol oynadığı üzerinde durmaktadır.
  5. Eleştirel kuram, felsefe ve sosyal kuram arasında kurulmuş sınırları ortadan kaldırmakta ve kuram ile siyasa arasındaki ayrılıkları da kaldırmayı amaçlamaktadır.

Kaynak: Eleştirel Kuram Bakış Açısından Ankara İli İlköğretim Okulu Yönetici Ve Öğretmenlerinin Eğitim Yönetiminde Otorite Ve Kültür Analizine İlişkin Görüşleri, Sabri Güngör

1 Yorum on Eleştirel Kuram

  1. samuelov ski
    13/01/2018 at 10:29

    eleştiri kabul etmiyorum 😀

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.