Okul Yöneticiliği Sınavı

Erol Barut’un 2007 yılında yazdığı, tam da bugünü ilgilendiren yüksek lisans tezinden kimi kesitleri, okul yöneticisi sınavlarına girecek yönetici adaylarımızla paylaşmak istiyorum. Oldukça dikkat çekici bir araştırma olduğunu düşünüyorum. Makalenin ismi: “İlköğretim Okullarına Sınavla Atanan Yöneticilerle, Sınavsız Atanan Yöneticilerin Yönetim Süreçlerine İlişkin Yeterliklerinin Değerlendirilmesi” Tam halini buradan okuyabilirsiniz.

Makalenin özeti:

Sakarya il merkezindeki ilköğretim okullarında çalışan, yöneticisi merkezi bir seçme sınavı sonucuna göre atanan 194 öğretmen ve yöneticisi sınavsız atanan 233 öğretmenin yöneticileri ile ilgili görüşleri alınarak yapılan bu araştırma, “Okul yöneticilerinin atanma biçimlerinin yönetim süreçlerine etkisini” belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada veriler, ilgili literatür taraması yapıldıktan ve uzman görüşü alındıktan sonra oluşturulan; “İlköğretim Okulu Yöneticilerinin Yönetim Süreçlerine Uyabilme Yeterlikleri ” anketi kullanılarak toplanmıştır.

Araştırma sonunda yöneticilerin yönetim süreçlerine ilişkin, yöneticisi sınavla atanan öğretmenlerin görüşleri ile yöneticisi sınavsız atanan öğretmenlerin görüşleri arasında tüm süreçlerde anlamlı farkın olduğu görülmüştür. Yöneticisi sınavla atanan öğretmenlerin yöneticilerini, yönetim süreçlerinin tümünde daha yeterli buldukları belirlenmiştir. Yöneticilerin yönetim süreçlerine ilişkin öğretmen görüşleri arasında, eğitim durumu ve cinsiyet değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Yalnızca iletişim boyutunda, kıdem değişkenine göre farklılık saptanmıştır.

Öğretmenlerin yöneticilerde en çok, “yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim alma” niteliğini görmek istedikleri belirlenmiştir. Öğretmenlerin yönetici seçme sürecinde dikkate alınması gereken nitelikleri önem sırasına göre; yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim almış olma, kıdem, yönetim alanında hizmet içi eğitim almış olma, yönetici seçme sınavında başarılı olma şeklinde ifade ettikleri, mülakat-takdir puanı ve geçmiş yıllardaki sicil ortalamalarının süreçte çok fazla etkili olmasını istemedikleri belirlenmiştir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Ankette, öğretmenlere yöneticilerinin atanma şekli ile ilgili bir soru sorulmamış, sadece yöneticilerinin yönetim süreçlerini değerlendirmeleri istenmiştir. Bir başka deyişle, yöneticilerin sınavlı ya da sınavsız atanma değişkenini sadece araştırmacı değerlendirmiştir. Bu durumun, aşağıdaki sonuçların güvenirliğinin artmasını sağladığı ifade edilebilir.

Araştırma bulgularına göre;

Sınavla atanan yöneticiler, karar verme süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Karar verme, bir sorunun çözümüne ilişkin çözüm yollarından en uygun olanının seçilmesi sürecidir. Bu sürecin bilimsel bir tutumla gerçekleştirilmesinin, karar verme pozisyonunda olan kişilerin süreçteki başarısını arttıracağı söylenebilir. Sınavla göreve getirilen yöneticilerin, sınava hazırlık sürecinde kazandıkları bilimsel tutum geliştirme özelliklerini, yöneticilik görevlerinde de devam ettirdikleri sonucuna varılabilir.

Sınavla atanan yöneticiler, planlama süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır.

Sınavla atanan yöneticiler, örgütleme süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Örgütleme, örgütün amacının gerçekleştirilmesine yönelik dinamik bir yapının kurulmasını ifade etmektedir. Örgütleme faaliyetleri, eğitsel amaçlara ulaşma açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, yöneticileri sınavla atamanın, amaçlara ulaşma açısından daha olumlu sonuç vereceği sonucuna varılabilir.

Sınavla atanan yöneticiler, iletişim süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Bursalıoğlu, okul içindeki ve dışındaki iletişim çember ve akımlarına yabancı kalan yöneticilerin, iletişimden önce ve sonra gelen diğer yönetim süreçlerini gerçekleştirmekte ya zorluk çekeceğini ya da başarısızlığa uğrayacağını ifade etmektedir. Bu araştırma sonuçları da, iletişim yeterlikleri daha zayıf görülen sınavsız atanan yöneticilerin, diğer tüm süreçlerde de sınavla atanan yöneticilere göre daha başarısız olduklarını ortaya koymuştur. Bu nedenle, Bursalıoğlu’nun bu konudaki görüşünün doğrulandığı belirtilebilir.

Öğretmen görüşlerinin kıdem değişkenine göre incelenmesi sonucunda yöneticilerin iletişim becerileri ile ilgili olarak; 11-15 yıl arası kıdeme sahip öğretmenlerin, 0-5 yıl arası kıdeme sahip öğretmenlere ve 16-20 yıl kıdeme sahip öğretmenlere oranla, yöneticilerin iletişim becerilerini daha düşük düzeyde gördükleri belirlenmiştir.

Sınavla atanan yöneticiler, eşgüdüm süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Bursalıoğlu, yönetim süreçlerinin birbirine bağımlı ve eşgüdümlü olarak oluştuklarını ifade eder. Bu araştırmada sonucunda, sınavla atanan yöneticilerin sınavsız atanan yöneticilere göre tüm süreçlerde daha başarılı bulunduğu görülmüştür. Bu sonuca göre, Bursalıoğlu’nun yönetim süreçlerinin birbirine bağlı olduğu görüşünün doğrulandığı ifade edilebilir.

Sınavla atanan yöneticiler, etki süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Ancak yöneticilerin etki süreci yeterlikleri ile ilgili görüşlerin, diğer süreçlere göre daha düşük düzeyde kaldığı görülmüştür. Bursalıoğlu, karar sürecine katılmayı, etkinin iç yolları arasında saymaktadır. Bu araştırmada, karar verme sürecindeki “karardan etkilenecek olanları karara katma” sorusunda görülen düşük yeterlik düzeyi ile etki sürecindeki düşük yeterlik düzeyi paralellik arz etmiştir. Bu nedenle, Bursalıoğlu’nun bu konudaki ifadesinin doğrulandığı söylenebilir.

Sınavla atanan yöneticiler, değerlendirme süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Aydın, değerlendirme sürecinin, amaçları gerçekleştirmek için daha iyi kararlar ve planlar gerektirebileceğini ifade eder. Bu durum da, “gerektiğinde planlarda değişiklik yapmak” ve karar sürecinin iyi işletilmesi ile doğrudan ilgilidir. Araştırmada değerlendirme yeterliği daha yüksek bulunan sınavla atanan yöneticilerin, karar sürecindeki yeterlikleri ile, “gerektiğinde planlarında değişiklik yapma” davranışını gösterme düzeyleri de yüksek bulunmuştur. Bu sonucun, Aydın’ın ifadesi ile paralellik arz ettiği sonucuna varılabilir.

Araştırma sonucunda genel olarak yöneticilerin; “kararlardan etkilenecek olanlara kararlara katılma olanağı verme”, “görev ve sorumlulukları herkesin görebileceği bir yerde ilan etme”, “personel arasındaki çatışmaları okulun verimini arttıracak şekilde çözümleme”, “öğretmenlerin birbirlerinin faaliyetlerinden haberdar olmalarını sağlama”, “yetkilerini öne sürmek yerine, isteklendirme ve özendirme yöntemlerini kullanma”, “personelinin okula bağlılığını arttıracak etkinlikler düzenleme”, “ödül ve ceza sistemlerini personelin moralini yükseltecek biçimde uygulama”, “öğretmenlerin öğretim materyallerini kullanma becerilerini değerlendirme” davranışlarını gerçekleştirme düzeylerinin, diğer maddelere göre daha düşük düzeyde görüldüğü ortaya koyulmuştur. Bu eksikliklerin tam olarak giderilmesi, yönetim alanında derin bir ihtisas yapılmasıyla mümkün olabilir. Bu sonuç da, yönetimin ayrı bir ihtisas alanı olduğunu söyleyenlerin görüşünü güçlendirmektedir. Anketin üçüncü bölümündeki sonuçlar da bu görüşü desteklemektedir.

Yönetici Seçme Sürecine ilişkin öğretmen görüşlerine göre;

Yöneticilerde aranması gereken en önemli niteliğin “yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim almış olma” olması gerektiği, Yönetici seçme sürecinde aranacak niteliklerin önem sırasının;

  1. Yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim görmüş olma,
  2. Kıdem,
  3. Yönetim alanında hizmet içi eğitim almış olma,
  4. Yönetici seçme sınavında başarılı olma şeklinde olması gerektiği, mülakat-takdir puanı ve geçmiş sicil ortalamalarına çok fazla önem verilmemesi gerektiği belirlenmiştir.

Öğretmenlerin, sınavla atanan yöneticileri daha başarılı buldukları ve mülakat-takdir puanının yönetici seçim sürecinde etkisinin azaltılması gerektiğini ifade ettikleri görülmüştür. Bu sonuçlara göre öğretmenlerin, yönetici seçim sürecinin nesnel kriterlere dayanan bir süreç olmasını istedikleri belirtilebilir. Yöneticilerin nesnel kriterlere göre atanmasının, yöneticilerin yönetim süreçlerindeki başarı düzeylerini yükselttiği ve öğretmenleri etkileme düzeylerini arttırdığı görülmüştür. Ayrıca, yönetici adayları arasından nesnel bir süreç sonrasında başarısıyla öne çıkarak göreve gelen yöneticilerin, yaptıkları iş ve bulundukları konumu daha fazla önemseyecekleri ve yönetsel eylemlerinde daha hassas olacakları da söylenebilir. Öğretmenlerin, yöneticilerde görmek istedikleri en önemli niteliği, “yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim almış olma” olarak belirtmeleri, artık yöneticiliğin öğretmenler tarafından da bir meslek ve ihtisas alanı olarak algılandığını şeklinde değerlendirilebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.