Kategori arşivi: Eğitim Yönetimi Makaleleri

Eğitim ve Öğretimde Etik

Çelik, “Eğitimsel Liderlik” adlı eserinde okul yöneticisinin etiksel liderlik rolünü oynamaya çalışırken üç farklı sorumluluğu yerine getirmek zorunda olduğunu ileri sürmektedir. Bunlar aşağıda sıralanmış ve kısaca açıklanmıştır.

Kendine karşı sorumluluk

Okul yöneticisi, kişisel olarak bir takım etik ilkeler ve kurallar geliştirmek ve bu kurallara uymak zorundadır. Bu liderlik biçiminde ilkeli hareket etmek, büyük önem taşır. Okul yöneticisinin etik liderlik davranışını gösterirken yaşayabileceği önemli sorunlardan biri, kişisel olarak etik kurallara uymama sorunudur. Etik kuralları sadece ifade etmek ya da yorumlamak yeterli değildir, aynı zamanda bu kuralların yaşanması gerekir. Bir okul yöneticisi bütün öğretmenlerin zamanında okula gelmesini ve derslere girmesini isteyebilir. Ancak kendisi bir saat sonra okula geliyorsa, çok önemli bir etik kuralını çiğniyor demektir.

Etik kurallara uymada kişisel sorumluluğun yerine getirilmesi, astlardan çok yöneticileri birinci derecede ilgilendirmektedir. Çünkü üstün yapmış olduğu hata, astlar tarafından meşrulaştırılabilir. Okul yöneticisinin öncelikle etik kuralları içselleştirmesi gerekir.

Örgütsel sorumluluk

Okul yöneticisinin etik ilkeleri içselleştirmesi, kendi kişiliğiyle ilgilidir. Ancak okulun çalışma ahlakıyla ilgili kuralların öğretmenlere açıklanması ve anlaşılmayan kuralların yorumlanması, okul yöneticisinin örgütsel sorumluluğunu yansıtır. Okul yöneticisinin etik açısından örgütsel sorumluluğu iki grupta incelenebilir: Bunlardan birincisi, eğitimle ilgili mevzuatın öğretmenlere ve öğrencilere açıklanmasıdır. Eğitimle ilgili okul toplumunu ilgilendiren yasa ve yönetmelikler, okul yöneticisi tarafından net bir şekilde ortaya konmalıdır. İkincisi ise, okulun ürettiği kültüre ilişkin olarak geliştirilen kurallardır. Okul yöneticisi okul kültürünü öğretmen ve yöneticilere açıklayarak örgütsel etiğin kurumsallaşmasını sağlayabilir.

Toplumsal sorumluluk

Okul yöneticisinin bir etiksel lider olarak toplumsal sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir. Bu sorumluluk, çevrenin okul yöneticisinden beklediği etiksel davranışlarla yakından ilgilidir. Okul yöneticisi, kişisel ve örgütsel düzeyde benimsediği etik ilkeleri, okulun çevresine tanıtmalıdır. Başta öğrenci velileri olmak üzere, çevrenin birçok sivil toplum kuruluşları, okulun nasıl bir iş ahlakına sahip olduğunu bildikleri zaman, okula yönelik bakış açıları netlik kazanacaktır. Okul yöneticisi okul ortamında olduğu kadar, okulun dışında da tutarlı bir etiksel liderlik davranışı sergilemek zorundadır. Çünkü toplum, öğretmenden beklediğinden daha fazlasını okul yöneticisinden beklemektedir. Aynı toplumsal çevre, okul yöneticisinin toplumun ahlaki kurallara göre hareket etmesini istemektedir. Bu durumda okul yöneticisi, çok hassas bir denge kurmak zorundadır. Okul yöneticisi, bir taraftan kendi etik ilkeleri, bir taraftan okulun etik ilkeleri ve diğer taraftan toplumun etik ilkeleri arasında bir denge kurmaya çalışmalıdır. Okulun örgütsel etiğinin tamamen çevreye taşınması sorun oluşturabileceği gibi, toplumun etik ilkelerini olduğu gibi okula taşımakta da sorun oluşturabilir.

Sonuç olarak; okul müdürleri öğrenciler, öğretmenler, okul çalışanları, bu kişilerin aileleri, okul ile işbirliği içinde olan birçok kurum ve kuruluş gibi geniş bir gruba davranışlarıyla örnek olmaktadır. Hem kişisel yaşantılarında, hem de iş yaşantılarında etik ilkelere uygun davranan okul müdürleri hem etik bir okul hem de etik bir toplum için üstlerine düşen görevi yerine getirmiş olacaklardır.

Okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve çevre ile ilgili birçok yönetsel karar vermek zorundadırlar. Karar vermede etiğe uygun davranmaya çalışsalar dahi, etik ikilemleri çözümlemede oldukça zorlandıkları anların olması mümkündür. Kidder’in tanımladığı gibi “etik ikilem” sadece doğruyla yanlış arasında seçim yapmak değil, aynı zamanda iki doğru arasında da seçim yapmaktır. Rüşvetin, ahlaktan bir sapma olabileceği bilinir. Örneğin; kıt kaynakların çok başarılı bir müfredat için mi? yoksa okuldan öğrencilerin kayıtlarının silinmesini engelleme programına mı harcanacağına karar verme, bir ikilem oluşturur. İkilemler, sıkıca bağlanılan değerlerin çatışması sonucunda ortaya çıkar. Hem öğretmen özerkliğine, hem de öğrenci başarısına değer veren bir müdür, öğretmen beklentilerini azaltacak bir politikayı harekete geçirmek isteyince, bir ikilemle karşılaşacaktır. Bu tür çatışmanın çok sık ortaya çıkması, müdürlerin çoğunlukla rekabetçi değer ve menfaatleri olan çok sayıda kişiye karşı sorumlulukları olan, kamu görevlileri olmalarındandır.

Kaynak:

Okul Yöneticiliği Sınavı

Erol Barut’un 2007 yılında yazdığı, tam da bugünü ilgilendiren yüksek lisans tezinden kimi kesitleri, okul yöneticisi sınavlarına girecek yönetici adaylarımızla paylaşmak istiyorum. Oldukça dikkat çekici bir araştırma olduğunu düşünüyorum. Makalenin ismi: “İlköğretim Okullarına Sınavla Atanan Yöneticilerle, Sınavsız Atanan Yöneticilerin Yönetim Süreçlerine İlişkin Yeterliklerinin Değerlendirilmesi” Tam halini buradan okuyabilirsiniz.

Makalenin özeti:

Sakarya il merkezindeki ilköğretim okullarında çalışan, yöneticisi merkezi bir seçme sınavı sonucuna göre atanan 194 öğretmen ve yöneticisi sınavsız atanan 233 öğretmenin yöneticileri ile ilgili görüşleri alınarak yapılan bu araştırma, “Okul yöneticilerinin atanma biçimlerinin yönetim süreçlerine etkisini” belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada veriler, ilgili literatür taraması yapıldıktan ve uzman görüşü alındıktan sonra oluşturulan; “İlköğretim Okulu Yöneticilerinin Yönetim Süreçlerine Uyabilme Yeterlikleri ” anketi kullanılarak toplanmıştır.

Araştırma sonunda yöneticilerin yönetim süreçlerine ilişkin, yöneticisi sınavla atanan öğretmenlerin görüşleri ile yöneticisi sınavsız atanan öğretmenlerin görüşleri arasında tüm süreçlerde anlamlı farkın olduğu görülmüştür. Yöneticisi sınavla atanan öğretmenlerin yöneticilerini, yönetim süreçlerinin tümünde daha yeterli buldukları belirlenmiştir. Yöneticilerin yönetim süreçlerine ilişkin öğretmen görüşleri arasında, eğitim durumu ve cinsiyet değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Yalnızca iletişim boyutunda, kıdem değişkenine göre farklılık saptanmıştır.

Öğretmenlerin yöneticilerde en çok, “yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim alma” niteliğini görmek istedikleri belirlenmiştir. Öğretmenlerin yönetici seçme sürecinde dikkate alınması gereken nitelikleri önem sırasına göre; yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim almış olma, kıdem, yönetim alanında hizmet içi eğitim almış olma, yönetici seçme sınavında başarılı olma şeklinde ifade ettikleri, mülakat-takdir puanı ve geçmiş yıllardaki sicil ortalamalarının süreçte çok fazla etkili olmasını istemedikleri belirlenmiştir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Ankette, öğretmenlere yöneticilerinin atanma şekli ile ilgili bir soru sorulmamış, sadece yöneticilerinin yönetim süreçlerini değerlendirmeleri istenmiştir. Bir başka deyişle, yöneticilerin sınavlı ya da sınavsız atanma değişkenini sadece araştırmacı değerlendirmiştir. Bu durumun, aşağıdaki sonuçların güvenirliğinin artmasını sağladığı ifade edilebilir.

Araştırma bulgularına göre;

Sınavla atanan yöneticiler, karar verme süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Karar verme, bir sorunun çözümüne ilişkin çözüm yollarından en uygun olanının seçilmesi sürecidir. Bu sürecin bilimsel bir tutumla gerçekleştirilmesinin, karar verme pozisyonunda olan kişilerin süreçteki başarısını arttıracağı söylenebilir. Sınavla göreve getirilen yöneticilerin, sınava hazırlık sürecinde kazandıkları bilimsel tutum geliştirme özelliklerini, yöneticilik görevlerinde de devam ettirdikleri sonucuna varılabilir.

Sınavla atanan yöneticiler, planlama süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır.

Sınavla atanan yöneticiler, örgütleme süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Örgütleme, örgütün amacının gerçekleştirilmesine yönelik dinamik bir yapının kurulmasını ifade etmektedir. Örgütleme faaliyetleri, eğitsel amaçlara ulaşma açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, yöneticileri sınavla atamanın, amaçlara ulaşma açısından daha olumlu sonuç vereceği sonucuna varılabilir.

Sınavla atanan yöneticiler, iletişim süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Bursalıoğlu, okul içindeki ve dışındaki iletişim çember ve akımlarına yabancı kalan yöneticilerin, iletişimden önce ve sonra gelen diğer yönetim süreçlerini gerçekleştirmekte ya zorluk çekeceğini ya da başarısızlığa uğrayacağını ifade etmektedir. Bu araştırma sonuçları da, iletişim yeterlikleri daha zayıf görülen sınavsız atanan yöneticilerin, diğer tüm süreçlerde de sınavla atanan yöneticilere göre daha başarısız olduklarını ortaya koymuştur. Bu nedenle, Bursalıoğlu’nun bu konudaki görüşünün doğrulandığı belirtilebilir.

Öğretmen görüşlerinin kıdem değişkenine göre incelenmesi sonucunda yöneticilerin iletişim becerileri ile ilgili olarak; 11-15 yıl arası kıdeme sahip öğretmenlerin, 0-5 yıl arası kıdeme sahip öğretmenlere ve 16-20 yıl kıdeme sahip öğretmenlere oranla, yöneticilerin iletişim becerilerini daha düşük düzeyde gördükleri belirlenmiştir.

Sınavla atanan yöneticiler, eşgüdüm süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Bursalıoğlu, yönetim süreçlerinin birbirine bağımlı ve eşgüdümlü olarak oluştuklarını ifade eder. Bu araştırmada sonucunda, sınavla atanan yöneticilerin sınavsız atanan yöneticilere göre tüm süreçlerde daha başarılı bulunduğu görülmüştür. Bu sonuca göre, Bursalıoğlu’nun yönetim süreçlerinin birbirine bağlı olduğu görüşünün doğrulandığı ifade edilebilir.

Sınavla atanan yöneticiler, etki süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Ancak yöneticilerin etki süreci yeterlikleri ile ilgili görüşlerin, diğer süreçlere göre daha düşük düzeyde kaldığı görülmüştür. Bursalıoğlu, karar sürecine katılmayı, etkinin iç yolları arasında saymaktadır. Bu araştırmada, karar verme sürecindeki “karardan etkilenecek olanları karara katma” sorusunda görülen düşük yeterlik düzeyi ile etki sürecindeki düşük yeterlik düzeyi paralellik arz etmiştir. Bu nedenle, Bursalıoğlu’nun bu konudaki ifadesinin doğrulandığı söylenebilir.

Sınavla atanan yöneticiler, değerlendirme süreci ile ilgili tüm sorularda, sınavsız atanan yöneticilere göre daha yeterli bulunmuşlardır. Aydın, değerlendirme sürecinin, amaçları gerçekleştirmek için daha iyi kararlar ve planlar gerektirebileceğini ifade eder. Bu durum da, “gerektiğinde planlarda değişiklik yapmak” ve karar sürecinin iyi işletilmesi ile doğrudan ilgilidir. Araştırmada değerlendirme yeterliği daha yüksek bulunan sınavla atanan yöneticilerin, karar sürecindeki yeterlikleri ile, “gerektiğinde planlarında değişiklik yapma” davranışını gösterme düzeyleri de yüksek bulunmuştur. Bu sonucun, Aydın’ın ifadesi ile paralellik arz ettiği sonucuna varılabilir.

Araştırma sonucunda genel olarak yöneticilerin; “kararlardan etkilenecek olanlara kararlara katılma olanağı verme”, “görev ve sorumlulukları herkesin görebileceği bir yerde ilan etme”, “personel arasındaki çatışmaları okulun verimini arttıracak şekilde çözümleme”, “öğretmenlerin birbirlerinin faaliyetlerinden haberdar olmalarını sağlama”, “yetkilerini öne sürmek yerine, isteklendirme ve özendirme yöntemlerini kullanma”, “personelinin okula bağlılığını arttıracak etkinlikler düzenleme”, “ödül ve ceza sistemlerini personelin moralini yükseltecek biçimde uygulama”, “öğretmenlerin öğretim materyallerini kullanma becerilerini değerlendirme” davranışlarını gerçekleştirme düzeylerinin, diğer maddelere göre daha düşük düzeyde görüldüğü ortaya koyulmuştur. Bu eksikliklerin tam olarak giderilmesi, yönetim alanında derin bir ihtisas yapılmasıyla mümkün olabilir. Bu sonuç da, yönetimin ayrı bir ihtisas alanı olduğunu söyleyenlerin görüşünü güçlendirmektedir. Anketin üçüncü bölümündeki sonuçlar da bu görüşü desteklemektedir.

Yönetici Seçme Sürecine ilişkin öğretmen görüşlerine göre;

Yöneticilerde aranması gereken en önemli niteliğin “yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim almış olma” olması gerektiği, Yönetici seçme sürecinde aranacak niteliklerin önem sırasının;

  1. Yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim görmüş olma,
  2. Kıdem,
  3. Yönetim alanında hizmet içi eğitim almış olma,
  4. Yönetici seçme sınavında başarılı olma şeklinde olması gerektiği, mülakat-takdir puanı ve geçmiş sicil ortalamalarına çok fazla önem verilmemesi gerektiği belirlenmiştir.

Öğretmenlerin, sınavla atanan yöneticileri daha başarılı buldukları ve mülakat-takdir puanının yönetici seçim sürecinde etkisinin azaltılması gerektiğini ifade ettikleri görülmüştür. Bu sonuçlara göre öğretmenlerin, yönetici seçim sürecinin nesnel kriterlere dayanan bir süreç olmasını istedikleri belirtilebilir. Yöneticilerin nesnel kriterlere göre atanmasının, yöneticilerin yönetim süreçlerindeki başarı düzeylerini yükselttiği ve öğretmenleri etkileme düzeylerini arttırdığı görülmüştür. Ayrıca, yönetici adayları arasından nesnel bir süreç sonrasında başarısıyla öne çıkarak göreve gelen yöneticilerin, yaptıkları iş ve bulundukları konumu daha fazla önemseyecekleri ve yönetsel eylemlerinde daha hassas olacakları da söylenebilir. Öğretmenlerin, yöneticilerde görmek istedikleri en önemli niteliği, “yönetim ve denetim alanında lisansüstü eğitim almış olma” olarak belirtmeleri, artık yöneticiliğin öğretmenler tarafından da bir meslek ve ihtisas alanı olarak algılandığını şeklinde değerlendirilebilir.

Makale: Eğitim Hizmetlerinin Sunumunda Yerel Yönetimlerin Rolü

Makale adı: Eğitim Hizmetlerinin Sunumunda Yerel Yönetimlerin Rolü: İstanbul Örneği
Yazarı: Süleyman GÜRBEY
Yayın yılı: 2012
Kaynak: Tez Merkezi

ÖZET

Kamu hizmetleri; eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, ulaşım, yerleşme, konut ve sağlıklı çevre gibi toplum ihtiyaçlarının yine toplumdan alınan vergilerin finansmanı ile devlet tarafından karşılanmasını ifade eder. Sözü edilen hizmetler sunulurken; aciliyet, yaygınlık, nitelik ve ulaşım zorlukları gibi nedenlerle, merkezi idarede olan yetki ve görevlerin, merkezi idarenin taşra örgütlerine devredilmesi, yâda yerelde mevcut olan idari kurumlara devredilmesi şeklinde çeşitli yönetim çözümleri geliştirilmiştir. Türkiye’de, 2004–2005 yıllarında yapılan reformlarla, temel kamu hizmetlerinden örgün eğitim hizmetlerinin sunulmasına yönelik olarak, yerel yönetimlere yeni görev yetki ve sorumluluklar verilmiştir.

Bu araştırmada; İstanbul İl Özel İdaresi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Bağcılar, Bakırköy, Büyükçekmece, Gaziosmanpaşa ve Fatih İlçe Belediyeleri örnekleminde örgün eğitim hizmetlerine yaptıkları katkılar incelenmiş, ayrıca bu kurumların 2005–2009 yıllarına ait Faaliyet Raporları bazında, eğitime yönelik özgün projeleri değerlendirilmeye alınmıştır.

AMAÇ

Türkiye‟de yerel yönetimlerle ilgili mevzuatta, 2004 ve 2005 yıllarında bir dizi reform gerçekleştirilmiştir. Yapılan düzenlemelerle temel kanunlar değiştirilmiş ve İl Özel İdaresi Kanunu ile Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve Belediye Kanunu yenilenmiştir.

Söz konusu bu reformlar ile yerel yönetimlere kamu hizmetleri konusunda daha fazla yetki ve sorumluluk verilmiştir. Bununla temel kamu hizmetlerinin etkin, verimli, nitelikli ve kaliteli şekilde verilmesinin sağlanması, hizmet sunumunun yerleşik halkın ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda şekillenmesi hedeflenmiştir.

Bu tez çalışmasında; 2005 yılı yerel yönetim reformlarıyla birlikte, eğitim hizmetleri alanında yeni yetki ve sorumluluklar üstlenen, İstanbul İl Özel İdaresi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Bağcılar, Bakırköy, Büyükçekmece, Fatih ve Gaziosmanpaşa Belediyeleri örnekleminde, bahsi geçen yerel yönetim birimlerinin örgün eğitime yaptıkları katkıların neler olduğu ve bu katkıların yıllık faaliyet raporlarına ne şekilde yansıdığı incelenmiştir.

Makale tam metni için tıklayınız.

Makale: Yerinden Yönetimler ve Eğitim – Engin Aslanargun

Makale adı: Yerinden Yönetimler ve Eğitim
Yazarı: Engin ASLANARGUN
Yayın yılı: 2007
Kaynak: Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi  Yıl 2007, Cilt 0, Sayı 13, Sayfalar 176 – 183

ÖZET

Bu makalenin amacı, eğitimde mikro planlamanın gerekliliğini açıklamak ve etkin bir mikro planlama uygulaması için yerinden yönetim organlarının güçlendirilmesinin önemini vurgulamaktır. Merkez organlarında aşırı güç ve yetki toplanması, eğitim hizmetlerinin yerel düzeyde sunulmasında bölgeler arası bazı eşitsizliklere yol açmakta, etkilikten ve verimlilikten uzaklaşmaktadır. Coğrafi, kültürel, toplumsal ve ekonomik açıdan farklılık gösteren bölgelerin kendilerine özgü dinamiklerinden dolayı farklı gereksinimleri ve beklentileri olacağı için yerel düzeyde yapılacak mikro planlamanın önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Bu makalede, öğretim haritaları ve yerinden yönetim kavramları çerçevesinde eğitimde mikro planlamanın önemi ve gereği üzerinde durulmuş, sonucunda eğitim-öğretim alanında hedeflere ulaşma ile yerel düzeyde eğitim planlaması arasında yakın ilişki olduğu düşüncesine ulaşılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Mikro Planlama, Yerinden Yönetim, Eğitim

Makaleyi okumak ve indirmek için tıklayınız.

Makalede geçen bazı başlıklar:

  • Eğitimde Mikro Planlama
  • Yerinden Yönetim Kavramı
  • Mikro Planlama, Yerinden Yönetimi ve Eğitim İlişkisi

Makale: Eğitim Yönetiminde Eğitimcilerin Stratejik Planlamaya Yaklaşımları

Makale adı: Eğitim Yönetiminde Eğitimcilerin Stratejik Planlamaya Yaklaşımları: Bahçelievler İlçesi Örneği
Yazar: Ergül DAŞ
Çalışma alanı: İşletme Ana Bilim Dalı, İşletme Yönetimi Programı
Yılı: Ocak 2016

ÖZET
Küreselleşme süreci, birçok alanda olduğu gibi kamu yönetimi alanında da değişimlere neden olmuştur. Bu perspektifte kamu yönetimi anlayışı değişerek, Yeni Kamu Yönetimi Anlayışı gündeme gelmiştir. Stratejik planlama, bu süreçte öne çıkan yönetsek tekniklerden biridir. Stratejik planlama, yönetim biliminde son yıllarda en çok önem kazanan kavramlardan biri olup ve özel sektörden sonra zamanla kamu sektöründe de uygulanmaya başlanmış ve birçok ülkede kamu sektörünün yeniden yapılanmasında kilit rol oynamıştır. Türk kamu yönetiminde de dünyadaki gelişmelere paralel olarak stratejik yönetim kavramı önem kazanmış ve kamu kurumları tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada, stratejik planlama ve yönetim yaklaşımı kamu eğitim hizmetleri yönünden ele alınmaktadır. Okullarda mevzuat gereği stratejik planlama yapılması zorunlu olduğundan okullardaki stratejik planlama algısı ve stratejik planlama uygulamalarının araştırılması önem arz etmektedir. Çalışmanın amacı, eğitim yönetiminde, Bahçelievler ilçesinde bulunan devlet okullarında stratejik planlama algısını ölçmektir. Araştırmada “Stratejik Planlama Algısı Anketi” uygulanmıştır. Anket çalışmasından elde edilen bulguların analizi sonucunda eğitimcilerin stratejik algı düzeylerinin düşük olduğu, demografik ve mesleki özelliklerine göre stratejik planlama algılarında faklılıklar olduğu tespit edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Eğitim Yönetimi, Kamu Yönetimi, Eğitim Hizmetleri, Stratejik
Planlama, Performans Göstergeleri

Makaleye ulaşmak için tıklayınız.